Yapay Zeka İşimi Kolaylaştırmadı, Yorgunluğumun Cinsini Değiştirdi
Kahneman'ın Hızlı ve Yavaş Düşünme'sinde anlattığı Sistem 1 ve Sistem 2 ayrımını uzun süredir mesleki olgunlaşmanın haritası gibi okuyorum. Yirmi yılı aşkın süredir kod yazan biri olarak, bir zamanlar zorlanarak düşündüğüm pek çok şeyin artık kendiliğinden aktığını görüyorum. Ama bir kısmı hiç otomatikleşmedi ve beni bu işe bağlayan da o oldu. Yapay zekayı işime kattığımda ise beklemediğim bir şey yaşandı: iş kolaylaşmadı, yorgunluğumun cinsi değişti. Uygulama fazı ortadan kalkınca geriye yalnızca karar kaldı — ve karar, tek başına dinlendirmiyor.
Her deneyim sezgiye dönüşmez
Kahneman, sezgi konusunda kendisiyle taban tabana zıt düşünen Gary Klein'la yıllarca tartıştıktan sonra ortak bir metinde uzlaştı. Vardıkları sonuç basitti: sezgi ancak iki şart varsa güvenilir uzmanlığa dönüşür. Ortamda öğrenilebilir, düzenli bir örüntü olacak; ve geri bildirim hızlı, net gelecek.
Bu iki şart tuttuğunda otomatikleşme gerçekten olağanüstü bir şey. Satranç ustasının tahtayı taş taş değil bütün halinde görmesi, deneyimli bir hemşirenin hastaya bakıp burada bir terslik var demesi hep bu mekanizma. Yıllarca bilinçli olarak hesaplanan şey, tek bir algısal sıçramaya çöküyor.
Şartlar tutmadığında ise otomatikleşme yine oluyor — sadece yanlış şeyler otomatikleşiyor. Sonuç, hızlı ve kendinden emin biçimde yanılan bir sezgi. Kıdem burada güvenilirlik değil, daha rahat yanılma anlamına geliyor.
Yirmi yılda neyin otomatikleştiğini fark etmek
Şirketimi 24 yaşında, ne yapmam gerektiğini de nasıl yapacağımı da bilmeden kurdum. Basit web siteleriyle başladım. Müşteri arttı, ihtiyaçlar çeşitlendi, geri bildirim çoğaldı. Bugün geldiğim noktada en büyük birikimimin aslında o geri bildirim dağı olduğunu düşünüyorum.
O dağın etkisi çok net bir yerde görünüyor: mesleğin ilk yıllarında beni zorlayan şimdi hangi satırı yazmalıyım sorusu tamamen ortadan kalktı. Sözdizimi, isimlendirme, bir hatanın kokusunu alma... Bunların geri bildirimi anında geliyor. Kod çalışır ya da çalışmaz. Yirmi yıl boyunca günde onlarca kez kapanan bir döngünün otomatikleşmemesi zaten imkânsızdı.
Mimari karar neden hiç çökmedi
Buna karşılık bir grup iş hiç otomatikleşmedi: tasarım kararları, mimari tercihler, hangi özelliğin ekleneceği ve hangisinin kaldırılacağı.
Sebebi bence tesadüf değil, doğrudan geri bildirim şartıyla ilgili. Bu modülü ayırmalı mıyım? sorusunun cevabı aylar sonra, hem de bulanık geliyor. O zaman bile nedensellik belirsiz: proje zorlandıysa mimariden mi zorlandı, yoksa kapsam üç kez değiştiği için mi? Üstelik karşı-olguyu hiç göremiyorsun; diğer yolu seçseydin ne olacağını gösteren dal hiç çalışmıyor.
Bir de şu var: hangi özellik kalsın sorusu teknik bir soru bile değil. İçinde değer yargısı taşıyor — kimin için, hangi bedele, neyden vazgeçerek. Değer yargısı gerektiren hiçbir karar tam olarak otomatikleşemez, çünkü örüntü tanıma değil tartma işidir. Ve tartılacak şeyler her projede yeniden tanımlanır.
Beni yirmi yıl sonra hâlâ bu işe aşkla bağlayan şey de tam bu. İnsanı ayakta tutan ustalaşmak değil, ustalaşmanın bitmemesi. Tamamen otomatikleşmiş bir meslek tanımı gereği sıkıcıdır, çünkü orada artık karar yoktur, yalnızca icra vardır.
Yapay zeka gelince beklediğim olmadı
Claude Code'u çok yoğun kullanıyorum. Başlangıçtaki tezim şuydu: Sistem 1 ile yaptığım her şeyi o yapacak, ben de çok daha az yorulacağım.
Olan bu olmadı. Çünkü devrettiğim iş, zaten en az enerji harcadığım işti — otomatikleşmenin tanımı bu. Kazandığım enerji küçüktü. Buna karşılık kaybettiğim şey büyüktü: uygulama fazı.
Eskiden ritim şöyleydi. Bir hafta karar alırdım, yorulurdum. Sonra o kararı üç haftada hayata geçirirken resmen dinlenirdim. O üç hafta boş zaman değildi; ritmin dinlenme yarısıydı. Zihnim arka planda kararı sindiriyor, sınıyor, gerekirse sessizce düzeltiyordu. Şimdi uygulama safhası bir güne indi. Karar, uygulama, yeni karar döngüsü aradaki yastık kalktığı için sırt sırta dizildi. Daha çok çalıştığım için değil, dinlenme fazı silindiği için yoruluyorum.
Kaybolan sadece dinlenme değildi
Uygulama fazının ikinci bir işlevi vardı: kararı sınamak. Kodu kendin yazarken üçüncü günde bu yapı tutmayacak dersin, çünkü direnci parmaklarınla hissedersin. O sürtünme bir sinyaldi.
Sürtünme kalkınca kötü karar da iyi karar kadar hızlı hayata geçiyor. Yani yanlış karar artık daha ucuza değil, daha pahalıya mal oluyor; fark ettiğinde çoktan on katına çıkmış oluyor. Karar başına düşen dikkat yükü bu yüzden de arttı.
Bir de tempo meselesi var. Eskiden uygulama insan hızındaydı, karar da insan hızındaydı; ikisi birbirine denkti. Şimdi uygulama makine hızında, karar hâlâ insan hızında. Darboğaz tamamen bana kaydı. Darboğazın önündeki tıkanıklığı açtığınızda rahatlamıyorsunuz, sadece darboğazın kim olduğu netleşiyor.
Üstelik karar vermek, uygulamaktan farklı türde bir yorgunluk üretiyor. Uygulama yorgunluğu tatmin edici olan cinsten; akşam geriye bakınca somut bir şey görürsün. Karar yorgunluğu ise belirsizlikle yaşamanın yorgunluğu. Aynı sürede daha fazla iş çıkmış olması bunu telafi etmiyor.
Verimlilik neden bana geri dönmüyor
Bilerek yavaşlamak mesleki olarak mümkün değil. Rekabet yoğun, talep bitmiyor. Üretim hızlanınca müşteri beklentisi de hızlanıyor; artık çok daha fazla özellik isteniyor ve bunların kolayca yapılacağı varsayılıyor.
Bunun eski bir adı var: Jevons paradoksu. Kömür daha verimli yakılınca tüketimi azalmamış, artmıştı. Ucuzlayan her şeyin talebi kabarıyor. Yazılımda da üretim ucuzladı ve kazanç bana geri dönmedi, doğrudan piyasa beklentisine yansıdı. Bu bireysel bir tercih meselesi de değil: rekabetin içindeyken tek başınıza yavaşlamayı seçemezsiniz, çünkü seçmeyen rakip yerinizi alır.
Sorumluluğu olmayan düşünme
Dinlenme iş akışının içinden çıkınca onu dışarıdan monte etmek zorunda kaldım. Kitap okuyarak, popüler bilim kaynakları tüketerek şarj oluyorum.
İlginç olan şu: okumak da zihinsel efor isteyen bir iş. Yani boş vakit olduğu için dinlendirmiyor. Farkı, sonucundan mesul olmamak. Karar yorgunluğu düşünmekten değil, sonucuna katlanmaktan geliyor. Kitap okurken zihin çalışıyor ama omuzlarda yük yok. Beni onaran şeyin dinlenme değil, sorumluluktan geçici olarak muaf düşünme olduğunu düşünüyorum.
Bir yanı da şu: deneyim, olayı yaşamakla değil üstünden geçmekle oturuyor. Döngü hızlandıkça sindirme süresi kısalıyor. Okuma alışkanlığının gizli işlevi belki de zihne, olan bitene arka planda anlam verecek boşluğu açmak.
Bilinçli bir fren koymazsanız tükeniş kaçınılmaz. Önümüzdeki yılların asıl sınavı teknik yetkinlik değil, tempo yönetimi olacak gibi görünüyor.
