Freelance Tasarımcılığa Başlarken: Portfolyo, Fiyat ve İlk Müşteriler
Freelance çalışmaya yeni başlayan tasarımcıların ilk ayları çoğu zaman hangi araç, hangi tema, hangi font sorularıyla geçiyor. Oysa ilk müşteriyi getiren şey araç seçimi değil, ne yaptığınızın karşıdan bir bakışta anlaşılması ve fiyatınızı gerekçelendirebilmeniz. İşin zor tarafı da burada: ikisi de tasarım yeteneğiyle ilgili değil.
Portfolyo: az iş, iyi anlatılmış
Portfolyoya kaç iş konur? Kariyerinin başındaki çoğu tasarımcı elindeki her şeyi koyuyor, sonra da en zayıf işi üzerinden değerlendiriliyor. Dört beş proje fazlasıyla yeterli, yeter ki her birinde üç şey yazsın: müşterinin sorunu neydi, ne önerdiniz, sonrasında ne değişti. Görsel tek başına bunu anlatmaz; aynı ekran görüntüsü hem çok iyi hem de sıradan bir işin çıktısı olabilir.
Kendi alan adınız olsun, bu tavsiye yerinde. Ama sitenin kendisi bir projeye dönüşmesin. Bir keresinde portfolyo sitesini sıfırdan kodlamaya karar veren bir tasarımcıyla çalıştım; site üç ay sonra hâlâ yayında değildi, o dönemde gelen işler ise eski bir müşterinin tavsiyesinden çıktı.
Basılı portfolyo ve kartvizit ölmedi, sadece bağlamı daraldı. Yerinde bir görüşmede masaya bırakılan iyi bir baskı hâlâ iz bırakıyor, üstelik karşı taraf sizi ararken not defterinde sizi arıyor olacak.
Fiyat ve düşük fiyatın söylediği
Düşük fiyat çoğu zaman "uygun" diye değil, "acemi" diye okunuyor. Kendi emeğinizi aşağı çektiğinizde müşteri de beklentisini aşağı çekiyor, ilk revizyon turunda bunun bedelini ödüyorsunuz.
Başlangıç tavsiyelerinin içinde bir çelişki var ve pek dile getirilmiyor: aynı anda hem "her işini en iyi şekilde yap" hem de "gelen her küçük işi al" deniyor. Takviminiz doluyken ikisi birden mümkün değil. Küçük işi alın, ama kapsamını da küçültün: iki revizyon dahil, üçüncüsü ayrı kalem. Bu tek satır sözleşmede durduğunda, sonradan çıkan tartışmaların büyük kısmı hiç başlamıyor.
İşler gerçekten nereden geliyor
Etkinlik, kartvizit, sosyal medya, tavsiye. Peki hangisi çalışıyor? Bunu tahmin etmenin bir yolu yok, kaydetmenin var. Gelen her iş için nereden geldiğini tek satır not edin. Altı ay sonra elinizde bir sezgi değil bir liste olur ve o liste genelde aynı şeyi söyler: işlerin çoğu daha önce çalıştığınız insanlardan ya da onların tavsiyesinden geliyor.
Bu, yeni insanlarla tanışmayı gereksiz kılmıyor. Ağırlığı nereye vereceğinizi söylüyor. Biten bir projeden iki ay sonra müşteriye "şu iş nasıl gidiyor" diye yazmak, yeni bir etkinliğe gitmekten hem daha az efor hem de daha yüksek dönüş oranı taşıyor.
Öğrenmeye ayrılan zaman
Trend takibiyle araç öğrenmeyi karıştırmamak gerekiyor. Trend altı ayda değişir, aracın mantığı yıllarca durur. Yeni çıkan her tasarım aracını kurmak yerine, halihazırda kullandığınız aracın bilmediğiniz yarısını öğrenmek genelde daha çok zaman kazandırıyor.
İkinci bir alan olarak, işin tasarım dışı kısmını öğrenmek erken dönemde en çok geri veren yatırım: teklif yazmak, fatura kesmek, kapsamı tanımlamak. Bunlar sıkıcı görünür ve tam olarak bu yüzden çoğu tasarımcı burada zayıf kalır.
Kaynak