Girişimci ve Freelancer İçin Kişisel Değerler: Liste Değil, Ret Kararı
Değer listesi yazmak kolay. Şeffaflık, özgürlük, dürüstlük: kimse bu kelimelere itiraz etmez, tam da bu yüzden hiçbiri kimseyi bağlamaz. Bir girişimcinin ya da serbest çalışanın değerleri duvara astığı listede değil, para kaybetmeyi göze aldığı yerde görünür.
Listeye herkes evet der
Kişisel değerler üzerine yazılanların çoğu şu varsayımla ilerler: önce değerlerini netleştirirsin, sonra kararların kendiliğinden hizaya gelir. Pratikte sıra çoğunlukla tersine işliyor. Kararı verirsin, genelde acele içinde, sonra o kararın arkasında duran tercihi fark edersin. Listesine "dürüstlük" yazan biriyle, teslim tarihini kaçıracağını müşteriye aynı gün söyleyen biri arasındaki fark budur.
Bu yüzden klasik alıştırmaların en zayıfı, "seni en çok gururlandıran üç anı düşün" tipinde olanı. Gurur duyduğun anlar zaten seçilmiş anılardır, üstelik sonucu iyi bittiği için hatırlanır. Değer denen şey ise sonucu belli olmadan, baskı altında verilen kararda ortaya çıkar.
Değerini kabul ettiklerin değil, reddettiklerin gösterir
Serbest çalışan biri için bunun karşılığı çok somut: almadığın proje, düşürmediğin fiyat, imzalamadığın sözleşme maddesi. Sınırsız revizyon isteyen bir madde, telifin tamamını devreden bir madde, referans göstermeyi yasaklayan bir gizlilik sözleşmesi. Bunların her birine hayır demenin bir bedeli var ve o bedeli ödediğin an, değerin fiyatı da belli oluyor.
Ben bunu genelde ufak bir defterle çözüyorum: reddettiğim her teklifin altına tek satır not düşerim, neden hayır dediğimi. Altı ay sonra o notlara topluca bakınca çıkan portre, hiçbir değer listesinin veremeyeceği kadar net oluyor, çünkü hepsinin arkasında ödenmiş bir fatura var.
Sıralama ancak çatışma varsa bilgi taşır
Değerlerini piramit gibi sırala tavsiyesi tek başına boşta kalıyor. Bir sıralamanın anlam taşıması için en az iki değerin aynı anda karşılanamadığı bir durum gerekir; çatışma yoksa sıralama süs olur. Beş değerin varsa aralarında n(n-1)/2, yani on olası ikili çatışma vardır, ama bunların çoğu iş hayatın boyunca hiç karşına çıkmaz.
Masa başında on ihtimali baştan çözmeye çalışmak yerine, gerçekten çatıştıkları anı beklemek ve o kararı yazmak daha ucuz. Hız ile titizlik çatıştığında ne yaptığın, para ile bağımsızlık çatıştığında hangisini bıraktığın: sıralaman bu birkaç kayıttan ibaret, gerisi tahmin.
Fiyata dokunmayan değer, değer değildir
Bir değerin işine gerçekten girdiğini anlamanın yolu, işletmenin ölçülebilir bir yerinde iz bırakıp bırakmadığına bakmaktan geçiyor. Somut olarak şunlar:
- Fiyat listesi ve indirim sınırın.
- Çalışma saatlerin ve mesai dışı yanıt politikan.
- Kabul etmediğin müşteri ya da sektörler.
- Standart sözleşmende pazarlığa açık olmayan maddeler.
Bu dördünde karşılığı olmayan bir değer, iş hayatına henüz girmemiş demektir. Girmemiş olması da felaket değil; sadece ona değer demeyi bırakıp niyet demek gerekir.
Yılda bir kez geriye bakmak
Değerler zamanla değişiyor, bu normal. Değişmediğini varsayıp beş yıl önceki listeyle çalışmak ise sessiz bir sürtünme üretiyor: işler yürüyor ama hiçbiri tatmin etmiyor. Yılda bir, aldığın ve reddettiğin işlerin listesine bakıp "bugün aynısını yapar mıydım" diye sormak yeterli. Cevabın sık sık hayır çıkıyorsa sorun listede değil, kabul ettiklerinde.