Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Tasarım Etiği ve Kurumsal Baskı: İtirazın Zamanlaması

Etik Tasarım, Tedarikçi Baskısı ve İhbarcılık Üzerine

Kusuru en erken gören kişi genellikle tasarımcıdır. Elinde kanıt olmayan kişi de odur. Müşteri baskısı altında verilen etik kararların asıl zorluğu cesaret eksikliği değil, bu zamanlama farkı: itiraz en ucuz olduğu anda en zayıf, en güçlü hale geldiğinde ise çoktan geç kalmıştır.

Kanıt geç gelir, maliyet erken büyür

Bir kusuru düzeltmenin maliyeti proje ilerledikçe artar. Eskizde bir çizgi demektir, prototipte bir kalıp, seri üretimde bir geri çağırma. Kanıt ise ters yönde birikir: tasarımcının başlangıçtaki itirazı çoğu zaman bir sezgi ya da tek bir test sonucudur, ikna edici olması için genellikle sahada arıza çıkması gerekir.

İki eğri zıt yönde ilerlediği için, "elinde sağlam kanıt olunca konuş" tavsiyesi pratikte "düzeltmesi pahalı hale gelince konuş" anlamına gelir. Karşı tarafın ilk savunması da zaten budur: bu aşamada artık değiştiremeyiz. O yüzden bir itirazın değeri kanıtının gücüyle değil, tarihiyle ölçülür.

Challenger: itiraz vardı, kayıt vardı, karar değişmedi

Morton Thiokol mühendisi Roger Boisjoly, Temmuz 1985'te katı yakıtlı roketin ek yerlerindeki contalarla ilgili bir not yazdı ve sorun çözülmezse sonucun can kaybı olacağını açıkça belirtti. 27 Ocak 1986 gecesindeki telekonferansta Thiokol mühendisleri, hava sıcaklığı yaklaşık 12 °C'nin altındayken kalkışa karşı çıktı. Yönetim ara verip kendi arasında görüştükten sonra firma kararını tersine çevirdi ve kalkışı onayladı. Ertesi sabah hava 2 °C civarındaydı.

Buradaki tedarikçi kendi uzmanlık alanında haklıydı ve itirazını yazılı olarak da yapmıştı. Değişen şey teknik değerlendirme değildi, kararı verenin kim olduğuydu: mühendislik onayı, müşteriyle ilişkisini korumak isteyen yönetimin onayına dönüştü. Boisjoly soruşturma komisyonuna ifade verdikten sonra şirket içinde yalıtıldı ve bir süre sonra ayrıldı.

Tedarikçinin asıl kozu imzadır, kamuoyu değil

İhbarcılık genelde ilk çare gibi anlatılır. Değildir. Bir tedarikçinin elindeki en güçlü araç, riski üstlenmeyi reddetmek ve o reddi karşı tarafa imzalatmaktır:

  • İtirazı sözlü değil yazılı yap; tarih, teknik gerekçe ve öngörülen sonuç içersin.
  • Aksi yöndeki talimatı, kararı veren kişinin yazılı onayıyla iste.
  • Onay verilmiyorsa süreç zaten durur; veriliyorsa sorumluluk yer değiştirmiştir.

Bu üç adım kimseyi kahraman yapmaz. Yaptığı tek şey, "kimse bana söylemedi" savunmasını ortadan kaldırmaktır ki kurumsal baskının büyük kısmı tam olarak sorumluluğun kimde kalacağının belirsiz olmasından güç alır. Belirsizlik kalkınca baskının dayanağı da kalmaz.

Yasal koruma nerede başlıyor

Avrupa Birliği'nde 2019/1937 sayılı direktif, ihlal bildiren kişileri misillemeye karşı koruyor ve belirli büyüklükteki şirketlere iç bildirim kanalı kurma yükümlülüğü getiriyor; üye devletler için aktarım süresi Aralık 2021'de doldu. Türkiye'de bu kapsamda özel bir ihbarcı koruma kanunu bulunmuyor.

Buna karşılık İş Kanunu'nun 18. maddesi, işçinin haklarını aramak için idari veya adli makamlara başvurmasını geçerli bir fesih sebebi saymıyor. Koruma dar: yalnızca iş güvencesi kapsamındaki işçiler için geçerli ve şirket içinde yapılan itirazı değil, resmi başvuruyu esas alıyor. Sorunun hâlâ ucuz olduğu şirket içi aşama, yasal olarak en korumasız olanı.

Bu yüzden kayıt tutmayı ahlaki bir tercih değil, mesleki bir alışkanlık saymak gerekiyor. Kurum sizi korumadığında elinizde kalan tek şey tarihli bir belgedir.

Kaynaklar