Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Uzun Süreli Hafıza Tek Bir Depo Değil

Çoklu hafıza modeli ve uzun süreli belleğin üç ayrı sistemi

Atkinson ve Shiffrin'in 1968'de önerdiği modelde bellek üç kutudur: duyusal, kısa süreli, uzun süreli. Bilgi tekrarla soldan sağa akar. Model ders kitaplarında hâlâ bu haliyle anlatılıyor, oysa en sondaki kutunun tek parça olmadığı yarım yüzyıldır biliniyor. Uzun süreli hafıza en az üç ayrı sistemdir ve bu sistemler birbirinden bağımsız bozulabilir.

Üç kutulu model ne anlatır

Duyusal bellek çevreden geleni saniyenin altında tutar; dikkat etmezseniz gider. Kısa süreli bellek yeni öğrendiğiniz telefon numarasını çevirene kadar taşır, kapasitesi birkaç birimle sınırlıdır. Uzun süreli bellek ise yıllar ölçeğinde saklar.

Modelin gücü basitliğinde. Zayıflığı da orada: bilgiyi uzun süreliye taşıyan tek mekanizmanın tekrar olduğunu söyler ve son kutuyu tek bir depo gibi çizer. İkisi de yanlış çıktı.

Uzun süreli bellek tek parça değil

Epizodik bellek yaşadığınız olayları zamanı ve yeriyle tutar: ilk okul günü, geçen yazki tatil. Semantik bellek olayı değil bilgiyi tutar; Paris'in Fransa'nın başkenti olduğunu bilirsiniz ama bunu ne zaman öğrendiğinizi hatırlamazsınız. Prosedürel bellek beceriyi tutar, bisiklet ve enstrüman oraya yazılır. Prosedürel içeriği anlatmak zordur, çünkü zaten sözel değildir.

Bu ayrımın kanıtı klinikten geldi. 1953'te epilepsi tedavisi için iki taraflı medial temporal lob ameliyatı geçiren Henry Molaison, ameliyattan sonra yaşadığı hiçbir olayı hatırlayamadı. Ama Brenda Milner ona ayna karşısında şekil çizdirdiğinde performansı günden güne düzeldi. Beceri öğreniliyordu, öğrenme deneyimi kaydedilmiyordu. Tek bir uzun süreli depo varsayımı bunu açıklayamaz.

Tekrar tek başına zayıf bir yöntem

"Tekrar edin, kalıcı olur" tavsiyesi doğrudan üç kutulu modelden çıkar ve pratikte çoğu zaman tutmaz. Craik ve Lockhart 1972'de nedenini gösterdi: kalıcılığı belirleyen tekrar sayısı değil, bilgiyi hangi derinlikte işlediğinizdir. Bir kelimenin büyük harfle yazılıp yazılmadığına bakmak yüzeysel işlemedir; anlamına bakıp onu kendi cümlenizde kullanmak derin. İkincisi tek geçişte, birincisinin onlarca tekrarından daha iyi tutunur.

Pratik karşılığı şu: aynı sayfayı beşinci kez okumak yerine sayfayı kapatın ve ne kaldığını yazın. Kendi kendini test etmek hem derin işlemeye zorlar hem de bilgiye giden yolu tazeler. Ham tekrarın gerçekten belirleyici olduğu tek yer prosedürel bellektir. Ölçek çalışan bir piyanist için doğru tavsiye, tarih dersi çalışan bir öğrenci için değil.

Unutmak: silinmek mi, ulaşamamak mı

Uzun süreli belleğin sınırsız kapasiteye sahip olduğu sık tekrarlanır, ama bu iddia test edilebilir değil; kimse belleğin dolduğunu gösterecek bir deney kuramaz. Daha sağlam olan gözlem şu: unuttuğunuzu sandığınız şeylerin çoğu doğru ipucu verildiğinde geri gelir. Yıllardır aklınıza gelmeyen bir isim, bağlamı hatırlatıldığında bir anda çıkar. Bu, izin silinmediğini, ona giden yolun zayıfladığını düşündürür.

Öte yandan kayıtların dokunulmadan durduğunu varsaymak da yanlış olur. Anılar her geri çağrıldığında yeniden yazılır; hatırlamak pasif bir okuma değildir. Bir olayı ne kadar çok anlattıysanız, anınız anlattığınız versiyona o kadar benzer. En emin olduğunuz anılar, en çok tazelediğiniz anılardır; en doğruları olmak zorunda değil.

Arayüz tasarımı bunu neden umursar

Tanımak, hatırlamaktan kolaydır. Bir listede doğru seçeneği görünce bilirsiniz, aynı şeyi boş bir kutuya yazmanız istendiğinde tıkanırsınız. Nielsen'in kullanılabilirlik ilkelerinden biri tam olarak bu farkı kullanır: kullanıcıya hatırlatmak yerine gösterin. Komut satırı hatırlamayı ister, menü tanımayı.

Bunun bir sınırı var. Hafıza yükünü sıfırlamak için her şeyi ekrana koyarsanız arayüz seçenek çöplüğüne döner ve arama maliyeti, hatırlama maliyetinin yerine geçer. Günde on kez yapılan işlem için kısayol doğru cevaptır, ayda bir yapılan için görünür menü. İkisi aynı arayüzde durabilir; sık kullanan zaten zamanla kendi prosedürel belleğine geçer.

Kimlik dediğimiz şey hangi bellekte

Kendinizi anlatırken kurduğunuz her cümle epizodik ve semantik bellekten geliyor. Molaison ameliyattan sonra kim olduğunu biliyordu, çünkü eski anıları yerindeydi. Ama o günden sonrasını biriktiremediği için kimliği de 1953'te donup kaldı. Kimlik, bellekte ne kadar bilgi tuttuğunuzdan çok, yeni deneyimi eskisinin üstüne ekleyebilme kapasitenize bağlı görünüyor.