Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Yaratıcı Kültür ve İnsan Odaklı Tasarım Aynı Kaslarla Çalışır

İnsan Odaklı Tasarım Şirket Kültürüne Nasıl Yayılır?

İnsan odaklı tasarımı tasarım ekibinin yöntemi sanmak yaygın bir hata. Bir ekip kullanıcıya empatiyle yaklaşırken kendi içinde bilgiyi saklıyorsa, o empati araştırma raporunun içinde kalır, üründe görünmez. Peki kültürle yöntem gerçekten aynı kası mı çalıştırıyor? İsveç'in fika molası, etnografik gözlem ve Greater Good Studio'nun çalışma düzeni bu soruya birbirini tamamlayan cevaplar veriyor.

Yavaşlamak neyi çözüyor?

Fika, İsveç'te kahve molasından fazlasını anlatır: günün akışında bilinçli olarak durmak ve konuşmak. Tasarım tarafındaki karşılığı keşif ve gözlem aşaması. Ürün yöneticisinden gelen "bunu güzel görünecek şekilde düzenle" ya da müşteriden gelen "akşama kadar bir tasarım çıkar" talebi, tam olarak bu aşamayı kesip atıyor.

Kesilince ne oluyor? Ekip kullanıcıyı değil, brief'i tasarlıyor. Sonuç genelde fena görünmüyor, hatta hızlı çıkıyor; ama neye çözüm olduğu sorulduğunda cevap "istenen buydu"ya iniyor. Molanın işlevi dinlenmek değil, sorunun doğru sorulup sorulmadığını kontrol edecek boşluğu açmak.

Şeffaflık kime yarıyor?

Bazı şirketler finansal tablolarını, saatlik ücretleri ve kariyer basamaklarını tüm ekibe açık tutuyor. Bu, kapsayıcılığın en ölçülebilir hali: bilgi bir kademede birikmiyor.

Tasarımdaki karşılığı da bu. Kendi önyargısını kendi başına gören insan az. Çalışmadaki dışlayıcı unsurlar, o çalışmanın dışındaki insanlarla temas kurulduğunda ortaya çıkıyor; ekip içinde bilgi kapalıysa o temas kurulmuyor bile. İçeride kimin ne kazandığını konuşamayan bir ekibin, dışarıda kimin üründen dışlandığını konuşabilmesi zor.

İlk gün ile etnografi arasındaki bağ

Yeni bir ekip üyesinin ilk gününü ofis dışında, onu birey olarak tanımaya ayırmak, işe alım törenselliğinden çıkıp gerçek bir gözleme dönüşüyor. Kişinin seçtiği mekân, nasıl çalıştığı hakkında portfolyosunun söylemediğini söylüyor.

Aynı bakış kullanıcıya çevrildiğinde etnografik araştırma oluyor: insanları kendi ortamlarında, doğrudan gözlemlemek. Kullanıcı ofiste yüksek trafikli bir alanda mı oturuyor? Sahada telefona bakarken ekran güneş altında mı kalıyor? Bu iki soru, laboratuvarda yapılan hiçbir kullanılabilirlik testinde ortaya çıkmaz, ama arayüzün kontrast ve dokunma hedefi kararlarını doğrudan değiştirir.

Greater Good Studio'nun altı adımı

Sosyal etki odaklı çalışan Greater Good Studio, insan odaklı tasarımı altı adımda yürütüyor:

  1. Çerçeveleme: hangi sorulara cevap aranacağı ve sürece kimlerin dahil olacağı
  2. Araştırma: insanların ihtiyaç ve değerlerini kendilerinden öğrenmek
  3. Sentez: davranış kalıplarını ve fırsat alanlarını çıkarmak
  4. Kavram geliştirme: yüksek sayıda fikir üretmek
  5. Prototipleme: somut taslak yapıp geri bildirim toplamak
  6. Pilot: çözümü gerçek insanlarla, gerçek koşulda denemek

Listenin ilginç yanı ilk maddesi. Çerçeveleme adımı "kimler dahil olacak" sorusunu araştırmadan önce soruyor; yani katılımcı seçimi bir lojistik detay değil, sonucu belirleyen tasarım kararı sayılıyor. Yanlış on kişiyle yapılan kusursuz bir araştırma, doğru üç kişiyle yapılan dağınık bir araştırmadan daha az iş görüyor.

ROWE, "yavaşla" tavsiyesiyle çelişiyor mu?

Aynı stüdyo ROWE ile çalışıyor: gerekli araçlar, net beklentiler ve net son tarihler verildiğinde insanın denetlenmesine gerek yok. Ayda bir kez de beş saatlik bir iç gün var; müşteri işi yok, konferanslardan öğrenilenler paylaşılıyor, iç süreçler ve geçmiş projeler konuşuluyor.

Burada metnin kendi içinde bir gerilim var. Yazının başında "akşama kadar tasarım çıkar" baskısı yaratıcılığın düşmanı sayılıyor, sonra ROWE'un temeline net son tarih konuyor. İkisi çelişmiyor, ama ancak tek şartla: son tarihi koyan kişi keşif aşamasını da o tarihin içine saymışsa. Tarihi dışarıdan alıp keşfi işin dışına iten her düzen, adı ROWE olsa bile eski baskının yeni ismi olur. Net beklenti demek, kabul kriterinin yazılı olması demek; sözlü mutabakat bu iş için yetmiyor (yıllardır kendi ekibimde de tek işleyen yöntem bu).

İç günün ölçeğine de bakmakta fayda var: ayda beş saat, yaklaşık 168 saatlik bir mesai ayının yüzde üçü. Kültür yatırımı diye anlatılan şey aslında çok küçük bir bütçe. Asıl belirleyici olan miktarı değil, takvimde sabit bir yeri olması; "vakit bulunca yaparız" denen iç toplantı hiç yapılmıyor.

Kültür yıprandığında

Yaratıcı kültür kalıcı bir mülk değil. Yönetim değişikliği ya da satın alma sonrası dokusu yıllar içinde de bir gecede de bozulabiliyor. Bu noktada işe yarar tek soru şu: kararların gerekçesi hâlâ paylaşılıyor mu? Gerekçe paylaşımı durduğu anda şeffaflık, kapsayıcılık ve gözleme ayrılan zaman sırayla düşüyor, çünkü üçü de aynı kaynaktan besleniyor.

Ortam onarılamaz hale geldiyse, aynı değerleri başka bir yerde kurmak yenilgi değil. Tasarımcının ürününü kullanıcının ortamında gözlemlemesiyle, kendi çalışma ortamını dürüstçe gözlemlemesi arasında yöntem farkı yok.