Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Akıllı Evde Duygusal Atmosfer: Işık, Sensör ve Sınırlar

Akıllı Ev Sistemleriyle Ortam ve Ruh Hali Kurmak

Ev otomasyonunun duyguyla ilişkisi tanıtım metinlerinde fazlasıyla şişiriliyor, ama tamamen boş da değil. Işığın rengi, yönü ve zamanlaması bir odanın hissini ölçülebilir biçimde değiştirir. Sistemin sizin ruh halinizi okuyup ona göre davrandığını söylemesi ise bambaşka ve çok daha iddialı bir cümle. Bu ikisini ayırdığınızda akıllı evden ne bekleyeceğiniz de netleşiyor.

Işık, evin havasını değiştiren en ucuz kaldıraç

Bir odanın hissini değiştirmenin en hızlı yolu hâlâ aydınlatma. Akşam saatlerinde göz hizasının altından gelen sıcak tonlu iki lamba, tavandaki tek beyaz armatürle aynı odayı bambaşka bir yere çevirir. Bunun için akıllı sisteme gerek yok; iki priz ve iki abajur yeterli.

Akıllı ampulün gerçekten kattığı şey atmosferin kendisi değil, tekrarlanabilirliği. Bir kez kurduğunuz sahneyi her akşam aynı ayarla geri çağırabilmek, elle her seferinde yakalamaya çalışmaktan farklı bir şey. Philips Ambilight gibi ekran arkası çözümler de aynı mantıkla çalışır: ışığı ekrandaki içeriğe bağlar, siz hiçbir şeye karar vermeden oda görüntüyle birlikte değişir.

Peki sistem ruh halini tahmin etmeye kalkarsa ne olur?

Burada işler karışıyor. Hareket sensörü odaya girdiğinizi bilir, saat kaç olduğunu bilir, belki nabzınızı da bilir. Bunlardan yorgun olduğunuz sonucunu çıkarıp ışıkları kısması, teknik olarak zor değil. Sorun, yanlış tahminin bedelinin doğru tahminin faydasından büyük olması.

Hesap basit: otomasyon hiç çalışmazsa istediğiniz sahneyi kendiniz açarsınız, bu bir işlem. Yanlış çalışırsa önce yaptığını geri alır, sonra istediğinizi kurarsınız, bu iki işlem. Üstelik ikincisi tam da sinirlendiğiniz anda oluyor. Bu yüzden ruh hali tahmini yapan kurallar, isabet oranı çok yüksek olmadıkça net zarar yazar.

Ortam kurallarını duruma değil, ölçülebilir olana bağlamayı tercih ederim: saat, güneşin batışı, odanın gerçek ışık seviyesi. Bunlar yanılmaz, çünkü tahmin etmezler. Ruh haline göre değişen sahneler ise elde kalsın, bir düğmeye ya da bir sesli komuta bağlı dursun.

Uzaktan yakınlık: cihaz gerçekte ne kadarını taşıyor?

Dokunuşu uzağa taşıma fikri yeni değil. MIT Media Lab'in InTouch çalışması, iki ayrı yerdeki silindirleri birbirine bağlayıp birinin çevirdiğini diğerinde hissettiriyordu ve bu yirmi beş yıldan uzun süre önceydi. Bugün hâlâ araştırma rafında duruyor olması tesadüf değil.

Nedeni bant genişliği değil, anlam. Bilekliğin ilettiği nabız kendi başına bir cümle kurmuyor; iki kişi o titreşimin ne demek olduğunda önceden anlaşmışsa bir şey ifade ediyor. Ya anlaşmamışlarsa? O zaman elinizde bildirim sesinden farksız bir uyarı kalıyor. Kokulu takı ya da titreşen kolye gibi ürünlerin çoğu bu yüzden niş kalıyor: cihaz, taşıdığını sandığı duygunun aslında ilişkinin kendisinden geldiğini fark etmiyor.

Bulut, gizlilik ve internet gittiğinde ev

Duygu odaklı ev teknolojisi anlatısının içinde çözülmemiş bir çelişki var. Bir yandan nabız, uyku, konum gibi verileri paylaşmanız öneriliyor, diğer yandan gizliliğinize dikkat etmeniz söyleniyor. İkisi aynı anda olmuyor. Bu verilerin bir sunucuya çıkması gizliliği azaltır; azaltmayan tek yol, verinin evden hiç çıkmaması.

Kendi kurulumumu genelde yerelde çalışan bir kontrolcü üzerine kurarım, bulutu yalnızca dışarıdan erişim gerektiğinde devreye alırım. Bunun somut bir karşılığı var: internet kesildiğinde ışık düğmesi çalışmaya devam ediyor. Buluta bağlı sahnelerde aynı durumda oturma odasının aydınlatması, sağlayıcının erişilebilirliğine bağlı hale geliyor.

Akıllı evin duygusal tarafı gerçek, ama küçük ve somut yerlerde gerçek: doğru ışık, tekrarlanabilir bir akşam sahnesi, sabah perdenin kendiliğinden açılması. Sistemin sizi anladığını iddia ettiği yerde ise beklentiyi düşürmek gerekiyor, çünkü orada anlayan bir şey yok, sadece tahmin eden bir kural var.