Holistik Tasarım: Bütünü Görmenin Getirisi ve Faturası
Tasarımda bütüncül yaklaşım çoğu zaman slogan gibi kullanılır. Arkasındaki iddia ise gayet somut: bir ürünü, yapıyı ya da arayüzü çevresinden koparıp değerlendirdiğinizde vardığınız sonuç, parçaların toplamına eşit çıkmıyor. Bu iddia mimaride doğdu, dijital ürünlere oradan geçti ve yol boyunca ölçülebilir kısmının bir bölümünü kaybetti.
Bütün neden parçaların toplamı değil
Klasik tasarım süreci bir soruyla başlar: bu şey ne işe yarıyor? Cevap verildiğinde iş bitmiş sayılır. Holistik yaklaşım aynı yerden başlayıp durmaz, iki soru daha ekler: kime yarıyor ve hangi ortamda yarıyor.
Fark küçük görünür, sonuçları değildir. Bir sandalyeyi tek başına değerlendirirseniz oturma yüksekliği, dayanıklılık ve maliyet yeterli ölçüttür. Aynı sandalyeyi bir okul sınıfında değerlendirdiğinizde listeye yere sürtme sesi, üst üste istiflenebilmesi, temizlik personelinin onu günde kaç kez kaldırdığı girer. İkinci listedeki hiçbir madde sandalyenin kendi özelliği değil, sandalyenin bulunduğu ortamla kurduğu ilişkinin özelliği. Bütüncül tasarım tam olarak bu ikinci listeyi ciddiye almak demek.
Yaklaşımın mimarideki kökeni
Bu düşünce biçimi ilk olarak mimaride olgunlaştı, çünkü orada ortamı yok saymak mümkün değil. Bir yapı yerine oturduğu andan itibaren komşu binaların gün ışığını kesiyor, sokağın trafiğini değiştiriyor, kendi ömrü boyunca bakım masrafı üretiyor.
Mimarın kararları da bu yüzden nadiren tek boyutlu olur. Cephe malzemesi seçimi aynı anda bir estetik kararı, bir ısı yalıtımı kararı ve yirmi yıllık bir bakım bütçesi kararıdır. Üçünü ayrı ayrı optimize etmeye kalkarsanız birbirini bozan üç iyi çözüm elde edersiniz.
Behar'ın yedi ilkesi ve içindeki çatlak
Endüstriyel tasarımcı Yves Behar'ın bütüncül tasarım için önerdiği ilkeler şöyle özetlenebilir:
- Cevaplarla değil sorularla başlayın.
- Değeri artırırken katman ekleyin, işlevden kısmayın.
- Başka disiplinlerden kendi çalışma teorilerinizi kurun.
- Ürünü kullanıcı yolculuğunun tamamı boyunca düşünün.
- Klasik fiyatlandırmanın dışındaki iş modellerini değerlendirin.
- İmkansız görünen kısmı çözmeye çalışın.
- Bireysel faydayla toplumsal faydayı aynı tasarımda buluşturun.
İkinci ilke listenin geri kalanıyla açık biçimde çelişiyor. Bütüncül tasarımın kendi tanımı sürdürülebilirliği içeriyor: malzeme seçimi, ekolojik ayak izi, bakım maliyeti. Eklenen her katman üretilecek, bakımı yapılacak ve bir gün elden çıkarılacak bir parça demek. Yani "çoğaltın, azaltmayın" ilkesi ancak eklenen katmanın ömür boyu maliyeti, kazandırdığı değerden düşükse geçerli. Bunu bir kural olarak değil, bir bütçe kalemi olarak okumak gerekiyor.
Behar'ın listesindeki en kullanışlı madde bence dördüncüsü. Diğerleri tavır bildiriyor, o ise doğrudan bir çalışma yöntemi öneriyor: ürünü ilk temastan elden çıkarmaya kadar izleyin.
Dijitalde bütüncül düşünmenin faturası
Yazılımda 360 derece değerlendirme kulağa masum gelir, pratikte planlamayı kilitleyen şey odur. Her kararın her şeyle ilişkili olduğu bir sistemde hiçbir kararı yerel olarak veremezsiniz; küçük bir düğme değişikliği bile teorik olarak tüm ürünü ilgilendirir.
Ekipler bunu sınır çizerek çözer. Tasarım sistemleri, bileşen kütüphaneleri ve modül sözleşmeleri aslında "buranın içinde verdiğin karar dışarıyı ilgilendirmez" anlaşmasıdır. Sınır iyi çizilmişse bütüncül düşünme maliyeti sadece sınırların tasarlandığı ilk aşamada ödenir, sonrasında ekip yerel çalışabilir.
Sınır kötü çizilmişse tersi olur. Tasarım sistemine yeni bir bileşen eklemek üç dosyalık bir iş gibi görünür; altı ay sonra o bileşenin dört varyantı, iki eski sürümü ve hiçbirini silemediğiniz bir dokümantasyon sayfası olur (bu aşamada kimse bunu bütüncül yaklaşımın bedeli olarak yazmaz, teknik borç der geçer).
Markanın tüm kanallarda tutarlı görünmesi de aynı hesabın parçası. Tutarlılık kendiliğinden gelmiyor, bir yerde tanımlanıp her yerde okunabilmesiyle geliyor. Renk paletiniz üç ayrı sistemde üç ayrı yere elle girilmişse, holistik olan tasarım değil sadece niyettir.
Kaynaklar