Kullanım Kolaylığı Nasıl Tasarlanır, Nasıl Ölçülür?
Kullanım kolaylığı herkesin istediği ama kimsenin aynı şeyi anlamadığı bir başlık. Bir müzik çalarda kolaylık üç dokunuşta çalmaya başlamaksa, bir fotoğraf makinesinde aynı şey pozlamayı elle kurabilmek olabiliyor. Bu yüzden doğru soru “nasıl kolaylaştırırım” değil, “bu üründe kolaylık tam olarak ne demek”.
Evrensel bir kullanılabilirlik ölçütü var mı?
Kısa cevap yok, ama tam olarak da öyle değil. ISO 9241-11 kullanılabilirliği belirli kullanıcıların, belirli bir bağlamda, belirli hedeflere etkililik, verimlilik ve memnuniyetle ulaşabilmesi olarak tanımlar. Standardın verdiği şey bir eşik değil, ölçütün nasıl kurulacağı. Kullanıcıyı, bağlamı ve hedefi yazmadan ölçülecek bir şey ortada yoktur. “Bu arayüz kullanılabilir mi” sorusunun tek başına cevabı olmaz; kime, ne yaparken sorusunu eklediğin anda cevaplanabilir hale gelir.
Proje ölçütü nasıl yazılır?
“Kullanıcı aradığı şarkıya üç saniyede ulaşmalı” cümlesi ölçüt gibi durur, oysa içi boştur. Kaç şarkılık bir kütüphanede? Kullanıcı adını hatırlıyor mu, yoksa geçen hafta dinlediği bir şeyi mi arıyor? Aynı arayüz elli şarkıda üç saniyeyi rahat tutar, elli binde tutmaz.
Kullanılabilirlik hedefini mutlak saniyeye bağlamam. Ölçek büyüdükçe o sayı kendiliğinden kayar ve ekip hedefi tutturmak yerine hedefi düşürmeye başlar. Hedefi ölçekten bağımsız kurmak daha sağlam: kütüphane ne kadar büyürse büyüsün şarkıya ulaşmak aynı adım sayısında kalsın. Bu, listeyi tarayarak bulmayı değil, aramayı ya da son dinlenenleri öne çıkarmayı zorunlu kılar. Ölçüt böyle yazıldığında tasarım kararını da beraberinde getirir.
Hedefi üç katmanda ayır
- Hayat hedefi: Kullanıcı bu ürün sayesinde neye ulaşmak istiyor?
- Tamamlama hedefi: İşi bittiğinde ne olmuş olacak?
- Davranış hedefi: Ürün olmadan aynı ihtiyacı nasıl karşılıyor?
Üçüncüsü en çok atlanan ve en çok işe yarayanı. İnsanların zaten yaptığı şeye benzeyen tasarımlar hem daha hızlı kullanılır hem daha kısa sürede öğrenilir. Ekrandaki düğmenin gerçek düğmeye benzemesi bu yüzden yıllarca sürdü, tamamen düzleştiğinde de bu sefer gölge ve dokunma alanı üzerinden aynı ipucu geri geldi.
Peki ya kullanıcı hiç çaba harcamasaydı?
Kullanıcı araştırması yapamadığın durumlarda bile iki soruyla kendi çerçeveni kurabilirsin. Birincisi: görev sihirli biçimde, hiçbir adım atılmadan tamamlansaydı deneyim neye benzerdi? İkincisi: kullanıcının yanında konuyu senin kadar bilen biri otursaydı süreç nasıl işlerdi? İkinci soru genelde daha verimli, çünkü sihir soyut kalırken bilgili bir asistan somut adımlar atar ve o adımlar doğrudan arayüz kararına çevrilebilir.
Bunlar fikir üretme aracı, kanıt değil. Kafanda kurduğun ideal akışı birkaç gerçek kullanıcıya izlettiğinde çoğu zaman ilk iki ekranda dağılır.
İşlevsellik ve ticari sınır
Kolaylık uğruna özellik kısmak da özellik uğruna kolaylıktan ödün vermek de meşru. Telefon kamerası ile DSLR farkı tam olarak budur; ikisi de kendi kullanıcısı için doğru karardır. Karar noktası şu: hedef kitleni net tanımlayamıyorsan sadeliği seç, çünkü karmaşık arayüzün getirisi ancak kitlenin ne istediğini bildiğinde ortaya çıkar. Gelişmiş özellik eklerken de temel akışı kalınlaştırma, gelişmişi bir katman altına koy.
Her iyileştirme de yapılmaz. Yeni bir teknoloji deneyimi belirgin biçimde iyileştirse bile maliyeti getirisini aşıyorsa listede bekler. Bunu kullanıcıya ihanet gibi görmemek gerekir, ayakta kalmayan ürünün kullanılabilirliği de olmaz. Asıl kayıp, hangi iyileştirmenin ne kadar fark yarattığını hiç ölçmeden bu kararı hisle vermekte.