Oyunların Tarihi: Zardan Ekrana Beş Bin Yıl
Oyun, insanın en eski alışkanlıklarından biri. İran'da bulunan zarlar yaklaşık üç bin yıllık, Mısır'ın Senet tahtası beş bin. Arada malzeme değişiyor, oynama isteği değişmiyor.
Oyun neden bu kadar eski?
Oyun davranışı insana özgü değil. Yavru memelilerin birbirini kovalaması, pençesini kontrollü kullanması, tehlikeli işleri tehlikesiz bir ortamda prova etmesidir. İnsanda aynı işlev duruyor, üstüne bir katman biniyor: oynayanlar keyfi bir sınırı gönüllü olarak kabul ediyor, sonra o sınırın içinde beceri gösteriyor. Kuralın kendisi zorunlu değil, uyulması da zorlamayla değil.
Arkeolojik açıdan bunun güzel bir sonucu var. Bir zar ya da oyun tahtası bulmak, o toplumda üretim fazlası ve boş vakit olduğunu da gösterir. Kimse hayatta kalmak için zar yontmaz.
Zar: rastgeleliği evcilleştiren alet
Bilinen en eski oyun araçlarından biri zar. Yaptığı iş bugün bize sıradan geliyor: rastgeleliği herkesin görebildiği, üzerinde anlaşabildiği bir nesneye indirger. Altı yüz, eşit ihtimal, tartışmasız sonuç. Bir hakem gerekmez, zar kendi hakemidir.
Zar oyunları yüzyıllar boyunca hem meyhanede hem evde oynandı. 14. yüzyıl İngiltere'sinde yaygın olan Hazard, kuralları şaşırtıcı derecede karmaşık bir zar oyunuydu ve modern craps'in atası sayılır. Basit aletle karmaşık kural kurmak, oyun tasarımının en eski numarası.
Tahta gelince kural yazılı hale geldi
Masa oyunları, kuralın nesneye kazındığı andır. Tahtanın üzerindeki kareler, oynanacak hamlelerin sınırını fiziksel olarak çizer; kimse hatırlamak zorunda kalmaz.
- Senet: Antik Mısır'da, bugünden yaklaşık beş bin yıl önce oynandı. Mezarlara konacak kadar önemsenmişti.
- Go: Çin'de doğdu, oradan Kore ve Japonya'ya yayıldı. Tahtası 19'a 19, yani 361 kesişim; kuralı yarım sayfa, sonuçları tükenmez.
- Satranç: Hindistan kökenli chaturanga'dan türedi, Sasani İran'ı ve Arap dünyası üzerinden Avrupa'ya geçti.
- Tavla ve dokuz taş: ikisi de binlerce yıllık, ikisi de hâlâ oynanıyor.
Bu oyunların ortak özelliği kural sadeliği. Go'nun kuralları bir kahve molasında öğrenilir, ustalaşması bir ömür sürer. Monopoly ve Scrabble gibi 20. yüzyıl oyunları ise tersine gider: kural kitabı kalınlaşır, derinlik azalır.
Taş ve kâğıt
Çin, taş oyunlarının merkezi. Domino Song Hanedanı döneminde yayıldı, Avrupa'ya ancak 18. yüzyılda ulaştı. Mahjong da aynı aileden.
Oyun kartları görece geç çıktı. Kaynaklar ilk kartları 6 ile 9. yüzyıl arasında Çin'e tarihliyor; Avrupa'ya 14. yüzyılda geldiler ve orada bugünkü desteye dönüştüler. Kartın tahtadan farkı gizli bilgi taşıyabilmesi: elinizdekini rakip görmez, bu yüzden blöf mümkün olur. 1990'ların başında çıkan Magic: The Gathering, gizli bilgiye bir de destenizi kendiniz kurma katmanını ekledi ve koleksiyon kartı diye yeni bir tür açtı.
Ekrana geçiş
1947'de ABD'de bir katot ışını tüpü eğlence cihazı için patent başvurusu yapıldı: ekranda hareket eden bir noktayı düğmeyle hedeflemeye çalışıyordunuz. Ticari bir ürün olmadı ama fikir oradaydı.
1972'de Magnavox Odyssey ilk ev konsolu olarak satışa çıktı. Asıl patlama 1980'lerde geldi; Space Invaders ve Pac-Man salonları doldurdu, sonra konsol pazarı Japon üreticilerin öncülüğünde büyüdü. Ekranın getirdiği yenilik hesabı oyuncudan almasıydı. Skoru, mesafeyi, kalan canı makine tutuyordu; kural karmaşıklığı artık kimsenin aklında tutması gerekmediği kadar artabilirdi.
Oyunlaştırma aslında hangi oyunu kopyalıyor?
Bugün eğitimden bankacılığa her yere puan, seviye ve rozet konuyor. Bu tasarım beş bin yıllık oyun geleneğinden değil, otuz yıllık atari salonundan geliyor. Yüksek skor tablosu, bir jeton daha attırmak için icat edilmiş bir mekanizmaydı ve amacına hizmet ediyordu.
Kalıcı olan oyunlara bakın: satrançta puan biriktirmezsiniz, Go'da seviye atlamazsınız, tavlada rozet yoktur. Oynatan şey kararın kendisi. Hamleyi siz seçiyorsunuz, sonucunu siz taşıyorsunuz, bir sonraki hamle bu yüzden merak uyandırıyor. Bir eğitim portalinde rozet sistemini devreye aldığımızda ilk hafta katılım yükselmişti, ikinci ayda toplanacak rozet kalmayınca katılım eski seviyesine döndü.
Bir sisteme oyun tadı vermek isteyen kişi için doğru soru şu değil: kaç puan vereyim? Doğru soru, kullanıcının burada gerçekten bir karar verip vermediği. Karar yoksa puan bir süre işe yarar, sonra sadece gürültü olur.