İçe Dönüklük UX İşinde Neyi Kolaylaştırır, Neyi Zorlaştırır
İçe dönüklük UX işinde ne bir engel ne de gizli bir üstünlük. Bazı işleri size ucuza yaptırıyor, bazılarını pahalıya. Görüşmede sessizliği bozmadan bekleyebilmek ucuz tarafta; otuz kişilik bir atölyede enerjiyi ayakta tutmak pahalı tarafta. Asıl mesele hangi tarafta durduğunuz değil, pahalı tarafın bedelini nasıl ödediğiniz.
Spektrum deyip tip testi önermek
İçe dönüklük utangaçlık değil, sosyal beceri eksikliği hiç değil. Enerjinin nereden geldiğiyle ve bilginin nasıl işlendiğiyle ilgili. De Jongh ve de la Croix'in tanımı işi toparlıyor:
“Dışa dönükler enerjilerini başkalarıyla etkileşimden alır ve düşüncelerini geliştirmek için fikirlerini paylaşmayı tercih ederken, içe dönükler yoğun sosyal temasın ardından yalnız başlarına şarj olma ihtiyacı duyar ve fikirlerini ancak tam olarak şekillendikten sonra paylaşır.”
Buraya kadar itiraz yok: bu bir spektrum, insanların çoğu iki ucun ortasında bir yerde duruyor. Peki bunu söyledikten hemen sonra neden MBTI tabanlı bir test öneriyoruz? 16Personalities gibi araçlar spektrumu bir eşikten kesip harfe çeviriyor: eşiğin bir puan solundaki insanla bir puan sağındaki insan farklı kutulara düşüyor, aralarındaki gerçek fark ise yok denecek kadar az. Büyük Beşli ya da Çok Boyutlu İçe Dönüklük Ölçeği (MIES) aynı bilgiyi sürekli bir skorla verir, üstelik sosyal etkileşim ile yalnızlık tercihini ayrı ayrı ölçer. Spektrum olduğunu kabul ediyorsanız tutarlı olan ikincisi. Truity her iki türü de barındırıyor, seçim sizde.
Zaten testin asıl faydası çıkan skor değil, sorduğu sorular. Hangi işten sonra kendinizi boşalmış hissediyorsunuz, hangi toplantıdan enerjiyle çıkıyorsunuz, uzun bir günün ardından nasıl toparlanıyorsunuz. Bir ekip arkadaşımın çalışma biçimini dört harflik bir koda bağlamam; ne zaman tükendiğini testten değil, takviminden ve arka arkaya iki sessiz geçen toplantıdan anlarsınız.
Görüşmedeki sessizlik kimin işine yarıyor
İçe dönüklerin UX'te en net kazandığı yer kullanıcı görüşmesi. Sebebi dinleme becerisine dair genel bir övgü değil, çok daha mekanik bir şey: boşluğu doldurma dürtüsünün zayıf olması. Katılımcı cümlesini bitirdikten sonraki üç saniye, görüşmecinin dayanabildiği ölçüde katılımcının kendi cevabını genişlettiği yerdir. Çoğu araştırmacı o üç saniyeyi bir sonraki soruyla kapatır ve cevabın en değerli kısmı hiç söylenmez.
“İçe dönük olmak kullanıcıya hikâyesini anlatması için doğal bir şekilde alan tanımamı sağlıyor. Başkalarının garip bulabileceği sessizlikleri daha rahat kucaklayabiliyorum, bu da kullanıcıların ya görüşlerini pekiştirmesine ya da başka bir nokta eklemesine olanak tanıyor.”
Aynı eğilim paydaş toplantısında tersine çalışır. Görüşmede erdem olan sessizlik, kararın alındığı odada kayıp anlamına gelir. Peki ya orada da bilinçli kullanılsa? Bir işe yarıyor: hazırlıklı gelinen bir cümle, doğaçlama üç cümleden daha ağır basıyor. Söz sırasını kaçırıyorsanız çözüm daha çok konuşmak değil, toplantıdan önce gündemi istemek ve tek bir net itirazla girmek.
Atölyeyi başkasına devretmek
İçe dönüklere verilen iki yaygın tavsiye yan yana durmuyor. Biri şunu söylüyor: atölyelerde dışa dönük bir eş kolaylaştırıcıyla çalışın, oda yönetimini o üstlensin. Diğeri şunu: içe dönükler mükemmel kolaylaştırıcılardır, çünkü hazırlığı ciddiye alır, soruyu iyi kurar, sessizlikten korkmaz.
İkisi de kısmen doğru ama sonuçları ters yönde. Kolaylaştırıcının asıl işi odayı yönetmek değil, hangi sorunun ne zaman sorulacağına karar vermek. Baskın bir katılımcıyı nazikçe kesmek öğrenilebilir bir teknik, birkaç oturumda oturuyor. Buna karşılık odayı sürekli başkasına bırakırsanız, kararın hangi çerçevede alındığını da ona bırakmış olursunuz. Eş kolaylaştırıcıyı ilk birkaç atölyede ya da otuz kişilik gergin bir odada kullanın; kalıcı düzen hâline gelmesin.
Uzaktan çalışma neyi çözdü, ne getirdi
Açık ofisin sürekli gürültüsü içe dönükler için gerçek bir maliyetti ve uzaktan çalışma bunu ortadan kaldırdı. Ama asıl değişen şey mekân değil, kanal. Yazılı ve asenkron bir tartışma, söz sırasını kimin daha hızlı konuştuğuna göre değil kimin fikri daha net yazdığına göre dağıtır. Bir tasarım kararını yorum başlığında tartışmak on kişilik bir çağrıda tartışmaktan yavaş ilerler, karşılığında kararın gerekçesi altı ay sonra hâlâ okunabilir durumda kalır.
“Anında düşünme, konuşma ve karar verme yerine düşünüp hazırlanacak zamanım olduğunda en iyi işi çıkarıyorum. Bu nedenle toplantılarda en büyük etkiyi yaratmama yardımcı olması için gündem, bağlam ve ön okuma istiyorum. Bunu paylaştığımda, başkalarının kendilerinden farklı çalışabileceğini hiç düşünmemiş dışa dönük takım arkadaşlarıma da yardımcı oldu.”
Bedava değil tabii. Video görüşmelerinin arka arkaya dizilmesi açık ofisten daha yorucu olabiliyor, çünkü aradaki yürüme mesafesi de kalkıyor. Ekipten kopma hissi gerçek. Bir kullanıcı araştırmacısı bunu ilginç bir yerden çözmüş:
“Anket sonuçlarını gözden geçirmek için elli kişiden fazla çalışanla aylık bir toplantım var. İnsanlar katılırken beklemek bana çok garip geliyordu. Hafta sonu sohbetleri denedim, tutmadı. Zamanı memlerle doldurmaya karar verdim: kullanıcı araştırması memleri arayıp araştırmanın neden gerekli olduğuna bağlıyordum. Bir süre sonra sırf memi görmek için toplantıya gelenler oldu.”
Ekibi yönetiyorsanız
Tim Yeo, Susan Cain'in Sessiz kitabındaki araştırmalara dayanarak basit bir hesap yapıyor:
“Çeşitli bir ekipte çalışıyorsanız, ekibinizin üçte biri ile yarısı arasındaki kısmının sessiz olduğu sonucu çıkar. Yani sessiz kişilerin duyulması için bir alan yaratmazsanız, fikirlerin üçte biri ile yarısını kaçırıyorsunuz demektir.”
Bu alanı yaratmak kültür projesi değil, dört tane küçük alışkanlık:
- Gündemi toplantıdan önce paylaşın. Sessiz takım arkadaşlarınız iyi hazırlanır, tek istedikleri hazırlanacak zaman.
- Toplantıda sessiz yazma ile açık tartışmayı karıştırın, hepsini konuşmaya bırakmayın.
- Birini söz almaya çağıracaksanız önceden haber verin, ansızın sormayın.
- Bir iş parçasında takılmış görünen kişiye düşünme partnerliği teklif edin.
Bunların hiçbiri içe dönükleri dışa dönüğe çevirmeye çalışmıyor, zaten çevrilmiyor da. Yapılan şey, iyi fikrin odaya girme yolunu sesin yüksekliğinden bağımsız hâle getirmek. Ekibin yarısı için işe yarıyor, diğer yarısına da zararı yok.