Konu Başlıkları
Yükleniyor...

UX Tasarımcısının Soft Skill'leri ve Günlük İşte Karşılığı

Soft Skill'ler UX İşinin Tam Olarak Neresinde Devreye Girer?

UX işinde teknik yetkinlik giriş bileti, ayırt edici kısım değil. Araştırma bulgusunu yazılım ekibine aktaramayan, toplantıda tasarım kararının gerekçesini savunamayan bir tasarımcının dosyasındaki ekranlar ne kadar iyi olursa olsun ürüne geçmiyor. Aşağıda iletişim, müzakere, empati ve aktif dinlemenin günlük işte tam olarak nerede devreye girdiği var.

İletişimde kararı değil gerekçesini aktar

"Bu ekranı böyle tasarladık" cümlesi tek başına iş görmez. Karşı taraf kararın neye dayandığını duymayınca itiraz eder, itiraz edilince de konu estetik tartışmasına döner ve orada kimse kimseyi ikna edemez. Kararını verirken kullandığın bulguyu tek cümleye indir: hangi kullanıcı, hangi görevde, nerede takıldı. Bu cümle hazırsa toplantı beş dakikada biter.

Yazılım ekibiyle konuşurken de aynı şey geçerli, sadece para birimi değişir. Onlara maliyetten konuş: bu bileşen mevcut tasarım sisteminde var mı, yoksa yeni bir durum mu ekliyorsun, bu değişiklik kaç ekranı etkiliyor. Tasarımını uygulama maliyetiyle birlikte sunan tasarımcı, sunmayana göre çok daha az "yapılamaz" cevabı alır.

Müzakere uzlaşma demek değil

Müzakere çoğu yerde "tüm tarafları memnun edecek çözümü bulmak" diye tanımlanır. Bu tanım pratikte yanıltıcı, çünkü iki tasarımın ortası ikisinin ortalaması kadar iyi sonuç vermiyor. İki farklı kullanıcı grubunun ihtiyacını tek arayüzde eşit ağırlıkla birleştirdiğinde genelde iki grubun da işini yavaşlatan bir şey çıkar.

Bir projede her iki ekibin de onayladığı bir menü yapısında anlaşmıştık, üç ay sonra iki tarafın da o menüyü kullanmadığı ortaya çıktı. Masada savunman gereken şey tasarımın kendisi değil, hangi kullanıcı grubunun öncelikli olduğu kararıdır. O karar bir kez net verilince arayüz tartışması kendiliğinden kısalır.

Empati ve aktif dinleme aynı beceri değil

İkisi listelerde yan yana yazılır ama farklı yerlerde çalışırlar. Empati, kullanıcının yaşadığı zorluğu ciddiye almak; kendi arayüzüne alışkın olmayan birinin neden durakladığını küçümsememek. Aktif dinleme ise görüşme sırasında yaptığın teknik iş: kullanıcının cümlesini kendi varsayımınla tamamlamamak, "yani şunu mu demek istiyorsunuz" diye özetleyip doğrulatmak, sessizliği doldurmamak.

Görüşme kayıtlarını dinlerken en sık yakaladığım hata, tasarımcının kullanıcı henüz cümlesini bitirmeden çözümü anlatmaya başlaması oluyor. O andan sonra alınan cevaplar veri değil, nezaket.

Sunum korkusu genelde hazırlık eksikliği

Sunum kaygısını konuşma pratiğiyle çözmeye çalışmak eksik bir teşhis. Toplulukta konuşma pratiği elbette işe yarıyor, Toastmasters gibi ortamlar bunun için var. Ama tasarım sunumlarında donmanın asıl sebebi çoğu zaman kalabalık değil, gelecek soruya hazır cevabın olmaması. Sunumdan önce beş dakika ayır ve şu üç soruyu kendine sor: neden bu akış, alternatif olarak ne denendi, vazgeçilen seçeneğin sakıncası neydi. Cevapları yazılıysa kalabalık sorun olmaktan çıkıyor.

Bunlar nasıl geliştirilir

  • Her kullanıcı görüşmesinden sonra kendi konuşma sürenin oranını çıkar. Yüzde yirmiyi geçiyorsa dinleme değil anlatma yapmışsın.
  • Tasarım kararlarını kısa notlar hâlinde yaz. Bu notlar hem sunumun iskeleti hem de altı ay sonra "burası neden böyle" sorusunun cevabı olur.
  • Bir sprint boyunca geliştirici ekibin yanına otur. Bir bileşenin varyantını çoğaltmanın ne demek olduğunu görmek, müzakeredeki dilini kalıcı olarak değiştirir.

Kaynaklar