Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Kendin Oluşturma Etkisi: Kişiselleştirme Neden Akılda Kalır?

Self-Generation Effect ve Arayüz Kişiselleştirmesi

Kendin oluşturma etkisi, insanın kendi ürettiği bilgiyi kendisine verilen bilgiden daha iyi hatırladığını söyler. Arayüz tarafındaki karşılığı şu: kullanıcı panelleri kendi taşıdıysa yerlerini ezberler. Peki her kişiselleştirme seçeneği aynı işi mi görüyor, yoksa etki yalnızca kullanıcının gerçekten emek verdiği yerde mi ortaya çıkıyor?

Etki nereden geliyor

Norman Slamecka ve Peter Graf’ın 1978 tarihli çalışması sade bir kurulumdan çıkıyor. Bir gruba kelime çiftleri okutuluyor, diğer gruba çiftin ikinci kelimesi bir ipucundan ürettiriliyor. Üreten grup sonradan daha iyi hatırlıyor. Açıklama olarak öne sürülen sözcüksel etkinleştirme hipotezine göre, kelimeyi kendiniz bulduğunuzda zihinde komşu anlamlar da uyanıyor ve iz daha çok bağlantıyla tutunuyor.

Burada atlanan bir adım var. Laboratuvarda üretilen şey bir kelime, ölçülen şey o kelimenin hatırlanması. Arayüzde üretilen şey bir düzen, beklenense memnuniyet, bağlılık, ürüne geri dönüş. Aradaki köprü makul görünüyor, ama kurulmuş sayılmaz: kullanıcının kendi kurduğu ekranı daha iyi hatırlaması, o ekranı daha çok sevdiği anlamına gelmiyor.

Her seçim bir üretim değildir

Açılır listeden koyu tema seçmek bir tercihtir. Paneli elinizin gittiği yere sürüklemek, o düzene bir isim verip kaydetmek, kendi kısayolunuzu tanımlamak üretimdir. Aradaki fark emektir, ve etkinin motoru da tam olarak o emek.

Bunun bir bedeli olduğunu da söylemek gerek. Üretmek okumaktan yavaştır. Kullanıcı üretemezse, yani karşısındaki ayar penceresi neyi neden seçtiğini anlamasına izin vermeyecek kadar kalabalıksa, hiçbir kazanç oluşmaz; sadece zaman kaybı kalır. Ürüne kırk seçenekli bir kişiselleştirme ekranı koymak bu yüzden çoğu zaman ters teper.

Photoshop, Word ve oyun kolu

Photoshop’ta çalışma alanını kendi kuran kullanıcı, araçların yerini gerçekten daha hızlı buluyor. Ama kullanıcıların büyük kısmı varsayılan alandan hiç çıkmıyor. Word’ün hızlı erişim çubuğu için de aynısı geçerli.

FIFA’da tablo tersine dönüyor: tuş düzenine dokunmayan oyuncu neredeyse yok. Sebep basit, varsayılan düzen oyuncunun refleksleriyle ilk dakikada çatışıyor ve bedeli anında hissediliyor. Logitech MX Master’ın uygulama başına tuş profilleri de aynı yerden besleniyor; kısayolu değiştirmezseniz her gün aynı hareketi iki kez yapıyorsunuz.

Örneklerin ortak yanı şu: kişiselleştirme, varsayılanın canını hızlı acıttığı yerde kullanılıyor. Uzaktaki bir fayda vaadi kimseyi ayar sayfasına götürmüyor.

Üründe nereye koymalı

Kişiselleştirmeyi kullanıcının her gün dokunduğu şeye bağlayın, yılda bir açtığı ekrana değil. Ayar sayfasında keşfedilmesini beklemeyin; kullanım sırasında, öğenin kendi üzerinde sunun. Sürüklenen sıra, sabitlenen filtre, kaydedilen görünüm sessizce saklansın ve bir dahaki girişte kullanıcıya kendi bıraktığı hâliyle görünsün (kaydedilen düzeni ilk günden sürümlemezseniz, ilk arayüz değişikliğinde herkesin kurduğu ekran bozulur ve bunu sonradan eklemek her zaman daha pahalıya gelir).

Bir de şu var: iyi varsayılan, kişiselleştirmeden daha çok kullanıcıya dokunur. Kullanıcıların çoğu hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Yine de kişiselleştirmeyi eklemeye değer, çünkü onu kullanan azınlık ürünle en uzun kalan, en zor vazgeçen taraf oluyor. Kendi kurduğu düzeni terk etmek, bir aboneliği iptal etmekten daha zor.