UX Tasarımına Yön Veren 8 Kadın ve Bıraktıkları Dersler
UX alanında adı sık geçen sekiz kadının söyledikleri ilk bakışta birbiriyle çelişiyor. Biri veriye güvenmeyi, öbürü rakamların arkasındaki tek kişiyi dinlemeyi öneriyor. Aslında çelişmiyorlar, farklı ölçeklerden konuşuyorlar. Aşağıda her birinin ne dediği ve o tavsiyenin ne zaman işe yaradığı var.
Kriti Sharma: önyargıyı modelden önce ekipte ara
AI for Good kurucusu Kriti Sharma'nın tekrarladığı şey basit. Modeli eğiten insan, önyargısını veriyle birlikte devrediyor. Yapay zekâ içeren bir akış tasarlıyorsan işe kendi varsayımlarının listesini çıkararak başla: ad alanında hangi karakterlere izin verdin, cinsiyet seçimini neden zorunlu tuttun, hangi dilde yazılmış girdiyi anlamsız sayan bir kural koydun. Cevaplar çoğu zaman modelin içinde değil, ekipteki herkesin benzer yerlerden gelmesinde duruyor.
Rochelle King ve Giorgia Lupi: veri nereye kadar cevap verir
Netflix ve Spotify'da deneyim tasarımı yönetmiş Rochelle King veriyi sezginin yerine değil doğrulayıcısı olarak konumlandırır. Giorgia Lupi aynı yere ters yönden bakar: tablodaki her satır bir insanın bir anıdır, sayıya indirgendiği anda o an kaybolur.
Pratikte sınır matematiksel. Dönüşüm oranı %10 olan bir üründe %5'lik göreli bir iyileşmeyi güvenle ayırt etmek kol başına 55-60 bin ziyaret ister, iki kol için 120 bine yakın trafik demektir. Günde 500 ziyaretçi alan bir üründe tek bir düğme kararı sekiz aya yayılır. O ölçekte A/B testi karar aracı değil, karar erteleme aracıdır. Beş kullanıcıyı oturtup ekranı kullanmalarını izlemek aynı soruyu bir öğleden sonrada kapatır.
Margaret Gould Stewart ile Laura Klein çelişmiyor
Stewart, Facebook ve YouTube'da milyarlarca kişiye dokunan arayüzler tasarladı; iki piksellik bir kenar değişikliğinin bile geri bildirimle ölçülmesi gerektiğini savunuyor. Laura Klein'ın tavsiyesi ilk bakışta tersi: dev planlar kurma, tek bir müşterinin deneyimini kusursuz hale getir, sonra çoğalt. İkisi aynı eğrinin iki ucu. Kullanıcı sayın üç haneliyken tek tek konuşmak hem mümkün hem ucuz, sekiz haneliyken imkânsız, ölçüm o boşluğu doldurmak için var. Hata, birinin oyun kitabını öbürünün ölçeğinde uygulamakta.
Rebecca Knill: erişilebilirlik sonradan eklenmiyor
Knill'in vurgusu, erişilebilir tasarımın engelli kullanıcılar için ayrı bir sürüm üretmek olmadığı yönünde. Uygulamaya çevirdiğinde iş, tasarım dosyasında verilen birkaç karara iniyor: normal boyutlu metinde en az 4.5:1 kontrast oranı, her form alanının görünür etiketi, fare olmadan sırayla gezilebilen bir odak düzeni, görsellerde işlevi anlatan alt metin. Hepsi başlangıçta bedava, altı ay sonra yeniden yazım.
Otomatik erişilebilirlik denetleyicilerini klavyeyle on dakikalık elle gezinmeden daha az güvenilir bulurum. Tarayıcı eklentisi kontrast hatasını yakalar, ama sekmeyle ilerlerken odağın sayfada zıpladığını hiçbir rapor söylemez.
Indi Young: empati duygu değil yöntem
Young'ın pratik empati dediği şey kullanıcıyı sevmek değil; bir kişinin bir işi yaparken kafasından geçenleri, verdiği kararları ve takıldığı anları kaydedilebilir hale getirmek. Fark şurada görünür: memnuniyet anketi ne olduğunu söyler, düşünce süreci görüşmesi neden olduğunu. İkincisi birincinin yerine geçmez, ama sırayı ters kurarsan yanlış sorunun cevabını iyileştirmek için aylar harcarsın.
Elizabeth Churchill: tasarım sistemi kural kitabı değil
Churchill, tasarım sistemlerinin geliştiriciye ne yapacağını söylemekten çok keşif alanı açtığını söylüyor. Kütüphane kilitli bir kurallar listesine dönüştüğünde ekipler onu es geçmeye, kendi bileşenini yerelde üretmeye başlar. Sistemin sağlığını ölçmenin ucuz bir yolu var: son çeyrekte üretilen yeni bileşenlerin kaçı kütüphaneye geri döndü. Geri dönüş oranı düşükse sistem ilham vermiyor, sadece engel oluyordur.