Bir Bilgi Görselleştirmesinin Etkisi Nasıl Ölçülür?
Bir grafiğin işe yarayıp yaramadığını ona bakarak anlayamazsınız; güzel duran bir görselleştirme pekâlâ yanlış çıkarım yaptırabilir. Etkinliği ölçmenin birkaç yolu var ve her biri başka bir soruya cevap veriyor. Asıl mesele yöntemlerin listesi değil, hangisinin ne zaman devreye gireceği.
Önce hangi soruyu sorduğunuza karar verin
"Bu görselleştirme etkili mi" tek bir soru değil. Kullanıcı grafiği okuyabiliyor mu, arayüzü çalıştırabiliyor mu, veriden doğru sonucu çıkarabiliyor mu? Bunlar ayrı ölçümler ve birbirinin yerine geçmezler. Bir insan filtreleri kusursuz kullanıp tamamen yanlış bir kanıya varabilir. Klasik kullanılabilirlik testi bunu yakalamaz, çünkü aracın çalıştırılmasını ölçer, çıkarımın doğruluğunu değil.
Heuristik değerlendirme burada neden aksıyor
İnsan-bilgisayar etkileşiminde heuristikler oturmuş durumda. Bilgi görselleştirmede öyle bir liste yok. Boşluk çoğu zaman genel kullanılabilirlik ilkelerinin olduğu gibi ödünç alınmasıyla dolduruluyor, ölçüm de konudan uzaklaşıyor: eksen etiketinin yanlış ölçekte olması bir kullanılabilirlik ihlali gibi görünmez ama grafiğin anlattığı her şeyi bozar.
Kendi kriterlerinizi yazmak zorunda kalırsınız. Peki bunları kim yazacak? Görseli tasarlayan kişi yazarsa sınavı kendisi hazırlayan öğrenci durumuna düşer; kriter listesi, tasarımın zaten yaptığı şeylerin dökümü olur. Kriterleri gerçek kullanıcıyla birlikte, onun cevaplamak istediği sorulardan türetmek bu tuzağı büyük ölçüde kapatıyor.
Bilişsel yürüyüşte kimin zihni yürüyor
Araştırmacı kendini kullanıcının yerine koyar ve senaryoyu adım adım geçer. Yöntemin bariz zayıflığı şu: değerlendirici grafiğin ne anlattığını zaten biliyor. Bir kez gördüğünüz örüntüyü görmemiş gibi yapamazsınız, dolayısıyla "burada takılır mı" sorusuna verdiğiniz cevap bulgu değil tahmindir. Bilişsel yürüyüşün çıktısını hipotez listesi saymak daha doğru. Ucuz ve hızlı olması da tam bu yüzden değerli, neyi test edeceğinizi daraltır.
Kontrollü deneyin gizli koşulu
"Grafikle karar daha iyi mi" sorusunu deneyle test edebilmek için doğru kararın ne olduğunu önceden bilmeniz gerekir. Bilinen bir doğru cevap yoksa elinizde yalnızca süre ve katılımcının kendine güveni kalır. Güven yanıltıcı bir ölçüdür: cilalı bir grafik, isabet hiç artmadan güveni yükseltebilir.
Peki ya doğru cevabın tanımsız olduğu keşif amaçlı görselleştirmeler? Orada ölçüm görev tabanlı olmaktan çıkıp "katılımcı kaç farklı geçerli gözlem üretti" gibi sayımlara kayar ve o gözlemleri geçerli sayma işi ayrı bir yanlılık kaynağıdır. Bu yüzden kontrollü deneyi tek bir net soru kaldığında kurmak gerekiyor, keşif aşamasında değil.
Gözlem, mülakat, odak grubu
Gerçek kullanıcıyı bir görevle baş başa bırakıp izlemek, tasarımcının aklına hiç gelmeyen okuma biçimlerini ortaya çıkarır. Mülakat bunun üstüne "neden öyle yaptınız" sorusunu ekler ve sessiz kalan gerekçeleri açar. Odak grubunda ise tartışma çoğu zaman en yüksek sesli katılımcının çevresinde toplanır. Ben genelde odak grubu yerine ayrı ayrı üç dört kısa mülakatla çalışırım; aynı sürede daha az cila, daha çok çelişki çıkıyor ve tasarımı ilerleten şey o çelişkiler.
Sıralama
Yöntemleri yan yana dizip "hepsini birlikte kullanın" demek kolaydır, pratikte kimse hepsini kullanmaz. İşleyen sıra şu: ucuz ve hızlı olanla hipotez üretin, birkaç kişilik gözlemle bu hipotezleri eleyin, geriye kalan tek soruyu kontrollü deneyle ölçün. Deneyle başlamak, yanlış soruyu çok pahalıya cevaplamak anlamına gelir.
Kaynak