Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Don’t Make Me Think: Krug’un Kuralları ve Tıklama Sayısı Yanılgısı

Steve Krug’un kullanılabilirlik kuralları nasıl okunur?

Steve Krug’un kitabı 2000’de çıktı, 2014’te gözden geçirilmiş baskısı yayımlandı ve o tarihten beri kullanılabilirlik üzerine yazılanların çoğu aynı üç beş cümleyi tekrarlıyor: menü net olsun, kullanıcı düşünmesin, tıklama sayısı azalsın. Sonuncusu Krug’un söylediği şey değil, hatta tam tersi. Kitabın iddiası tıklamayla değil belirsizlikle ilgili ve bu farkı kaçıran ekipler, kullanıcıyı yormamak için tasarlarken tam olarak yoran arayüzler üretiyor.

Yasaklanan şey tıklama değil, tereddüt

Krug’un cümlesi açık: kaç kere tıkladığım önemli değil, yeter ki her tıklama düşünmeden yapılan, tek anlamlı bir seçim olsun. Ortalıkta dolaşan “üç tıklama kuralı” kitapta yok. Beş kere tıklayıp her adımda nereye gittiğini bilen kullanıcı, iki kere tıklayıp ikisinde de duraksayan kullanıcıdan daha rahattır.

Çünkü tereddüdün bedeli tıklamanın bedelinden büyük. Belirsiz bir bağlantıya basan insan sayfayı yükler, okur, yanlış yere geldiğini anlar, geri tuşuna basar ve baştaki listeyi bu kez daha az güvenerek tarar. Bir tıklamayı kısaltmak için başlıkları kısaltmak, çoğu zaman bu döngüyü satın almak demek.

Tıklamayı kısaltmanın gizli faturası

Derinlik ile genişlik birbirinin yerine geçer, ikisi birden azalmaz. Bin sayfalık bir katalog düşünün: her adımda on seçenek sunan üç seviyeli bir menü bin sayfayı tam olarak karşılar. Aynı bin sayfayı iki seviyeye sıkıştırmak isterseniz her seviyede otuz iki seçenek gerekir, çünkü 32 × 32 = 1024. Tek seviyeye indirmek ise bin maddelik bir liste demek.

Yani bir tıklamayı silmenin bedeli, her ekranda taranacak seçeneğin üçe katlanması. Mega menüler tam olarak bu hesabın sonucudur: kullanıcı bir tıklamadan kurtulur, karşılığında ekranı kaplayan bir sütun ormanını gözle tarar. Kazanç yarım saniye, kayıp birkaç saniye.

Bu takas her zaman kötü de değil. Kategori isimleri gerçekten ayırıcıysa, yani kullanıcı “kablosuz kulaklık”ın hangi başlığın altında olduğunu bakar bakmaz biliyorsa, derinlik ucuzdur ve menüyü düzleştirmeye gerek yoktur. Kategoriler örtüşüyorsa hiçbir yapı kurtarmaz: derinlikte yanlış dala girersiniz, genişlikte doğru dalı bulamazsınız. Menü tartışmasına girmeden önce isimlendirmeyi düzeltmek gerekiyor.

Bagaj testi

Krug’un en kullanışlı pratiği, kendi deyimiyle bagaj testi. Sitenizin herhangi bir iç sayfasını bağlamından kopuk şekilde açın ve şu soruları düşünmeden cevaplayabildiğinizi kontrol edin: hangi sitedeyim, hangi sayfadayım, sitenin ana bölümleri neler, bu seviyede başka nereye gidebilirim, hiyerarşinin neresindeyim, nasıl arama yaparım.

Test 2000’de yazıldığında ana sayfadan gelmeyen ziyaretçi istisnaydı. Bugün kural. Arama motorundan gelen kişi ana sayfanızı hiç görmüyor, dolayısıyla her sayfa aynı anda giriş sayfası. Arama kutusunun bu listenin bir maddesi olarak geçmesi de tesadüf değil: arama, navigasyonun alternatifi değil, kaybolduğunu fark eden kullanıcının acil çıkışıdır. Sonuç sayfası boş dönüyorsa ya da yazım hatasını affetmiyorsa çıkış kapısını kilitlemişsiniz demektir.

Yarısını silin, sonra kalanın yarısını

Krug’un metin kuralı bu. Dayanağı da net: insanlar sayfayı okumaz, tarar. Gözler başlıklarda, kalın kelimelerde ve bağlantılarda zıplar, aradaki cümleler görülmez. Ana sayfadaki “Sitemize hoş geldiniz” paragrafı, formun üstündeki “Aşağıdaki alanları eksiksiz doldurunuz” talimatı, her bölümü kapatan özet cümlesi. Hepsi silinebilir.

Kuralın işlemediği tek yer başlıklar. Gövde metnini kısaltmak neredeyse her zaman iyileştirir, başlığı kısaltmak sık sık belirsizleştirir. “Ürünler” kısadır ama hiçbir şey söylemez; “Kablosuz kulaklıklar” daha uzundur ve kullanıcının bir sonraki hamlesini bedavaya çözer. Kelime saymak yerine, o kelimenin kullanıcının kafasındaki bir soruyu kapatıp kapatmadığına bakın.

İyi niyet deposu

Krug ziyaretçinin siteye belli bir sabır stoğuyla geldiğini söyler ve bu depoyu boşaltan davranışları tek tek sayar: istediğim bilgiyi saklamak (fiyat listelerinin “bizimle iletişime geçin” arkasına gizlenmesi klasiktir), işimi görmeyen zorunlu form alanları istemek, benim bildiğim yolu kapatıp kendi akışına mecbur bırakmak, özensiz görünmek.

Depoyu dolduran şey ise büyük bir tasarım hamlesi değil, kullanıcının bir sonraki adımda ne isteyeceğini önceden bilmek. Kargo ücretini sepete girmeden göstermek, iade koşulunu ürün sayfasına koymak, telefon numarasını gizlememek. Bunlar UX bütçesi olmayan sitelerde bile bir öğleden sonrada yapılabilecek işler ve etkileri yeni bir tema almaktan büyüktür.

Testin ucuz hali

Kitabın çoğu özette kaybolan asıl katkısı burası. Krug’a göre kullanılabilirlik testi laboratuvar, panel şirketi ya da istatistiksel anlamlılık gerektirmez. Ayda bir sabah, üç kullanıcı, ekranı paylaşıp gerçek bir görevi yüksek sesle düşünerek yaptırmak yeterli. Bir kişiyle test etmek hiç test etmemekten yüzde yüz iyidir; ellinci kişi, ilk üç kişinin gösterdiğinden çok daha azını gösterir.

Üç kişi ve tek sabah olmasının sebebi de pratik: aynı gün öğleden sonra ekipçe oturup ne yapılacağına karar verebilirsiniz. Krug bu yöntemi ayrı bir kitapta, 2009 tarihli Rocket Surgery Made Easy’de anlatır; ikisinin de arkasındaki malzeme kendi sitesinde duruyor.

Asıl tıkanma testin kendisinde değil, sonrasında oluyor. Ekipler on dört maddelik bulgu listesi çıkarıp hiçbirini yapmıyor. Krug’un tavsiyesi ters yönde: en ciddi bir iki sorunu seçin, gerisini bırakın ve düzeltirken bir şey eklemek yerine bir şey çıkarmayı deneyin. Uyarı metni eklemek, açıklama balonu koymak, onay adımı yerleştirmek çoğu zaman sorunun üstünü örtüyor. Kullanıcıyı düşündüren şey genellikle sayfada eksik olan değil, fazla olandır.