UX Teslimatları: On Dört Maddenin Kaçı Gerçekten Gerekli
UX teslimatları listesi her kaynakta biraz değişir ama sayı genelde on dört civarında dolaşır: persona, storyboard, yolculuk haritası, site haritası, kullanıcı akışı, wireframe, prototip, mockup, mikro metin, tasarım sistemi, kullanılabilirlik raporu, analiz raporu ve listeye teslimat diye sokuşturulan birkaç madde daha. Sayı etkileyici duruyor. Bir projede bunların kaçını gerçekten üretmeniz gerektiği ise ayrı bir hesap.
Listedeki iki madde teslimat değil
Standart on dörtlü listede beyin fırtınası ve içerik stratejisi de yer alır. Beyin fırtınası bir oturumdur; ortaya çıkan şey duvardaki yapışkan notlardır ve o notlar ertesi hafta çöpe gider. İçerik stratejisi ise bir disiplin, tek başına bir dosya değil; teslimat karşılığı içerik envanteri ya da ton rehberi olur. İkisini de düşünce elinizde on iki gerçek çıktı kalıyor. Sayının on dörde çıkması süreci olduğundan kalabalık gösteriyor.
Hepsini üretmek diye bir hedef yok
Her teslimatın iki maliyeti var: üretmek ve güncel tutmak. İkincisi daha sinsi. Wireframe'de bir adım değişince kullanıcı akışı diyagramı, prototip ve tasarım sistemindeki bileşen de peşinden değişmek zorunda. Üç dosya tutuyorsanız bu yönetilebilir; dokuz dosya tutuyorsanız bir kısmı diğerleriyle çelişir hale gelir ve ekip hangisinin doğru olduğunu sormaya başlar. Çelişen teslimat, hiç teslimat olmamasından kötüdür, çünkü yanlış olana da güvenilir.
Küçük bir projede persona, kullanıcı akışı ve tıklanabilir prototip çoğu zaman yeter. Gerisi ihtiyaç doğdukça eklenir.
Kullanıcıyı anlatanlar
Persona, müşteri yolculuğu haritası ve storyboard aynı soruyu üç farklı çözünürlükte yanıtlar: bu ürünü kim, hangi bağlamda kullanıyor? Persona kişiyi tarif eder, yolculuk haritası o kişinin adımlarını ve takıldığı yerleri sıralar, storyboard adımların geçtiği ortamı gösterir.
Peki üçü birden gerekli mi? Yolculuk haritasıyla storyboard büyük ölçüde çakışır. Storyboard'ı ayrıca çizmeye değer kılan şey, fiziksel bağlamın kendisinin bir tasarım kısıtı olması: kasada sırada bekleyen, tek eliyle telefon tutan bir kullanıcıyı tablo halinde anlatamazsınız. Masa başında oturan bir kullanıcı içinse storyboard süs kalır.
Yapıyı anlatanlar
Site haritası sayfaların birbirine göre yerini, kullanıcı akışı bir hedefe giden adımları gösterir. Aynı şey değiller ve biri diğerinin yerine geçmez: site haritası "ürün sayfası kategorinin altında" der, akış diyagramı "kullanıcı ürüne aramadan geliyor, kategoriye hiç uğramıyor" der. Wireframe ikisinin tek ekrandaki karşılığıdır; düzeni ve hiyerarşiyi kutularla konuşur, henüz hiçbir görsel karar vermeden.
Ürünü gösterenler
Prototip, mockup, mikro metin ve tasarım sistemi ürünün göründüğü katman. Düşük sadakatli prototipi yüksek sadakatliden daha güvenilir bir test aracı bulurum: griyle çizilmiş bir ekranı test ettiğinizde insanlar akışı konuşur, cilalı bir mockup gösterdiğinizde buton rengini ve yazı tipini konuşur. Aradığınız geri bildirim ilkiyse sadakati bilerek düşük tutun.
Mikro metin bu grubun en ucuz, en çok karşılık vereni. "Bir hata oluştu" yerine "Kart numarası 16 haneli olmalı" yazmak fazladan tasarım saati istemez ama destek talebini doğrudan düşürür. Tasarım sistemi ise tersine, en pahalısı: tek seferlik beş sayfalık bir site için kurulan bileşen kütüphanesi kurulduğu gün ölür. Aynı arayüzü birden çok ekip ya da birden çok ürün paylaşıyorsa anlam kazanır.
Aşama tablosunun bıraktığı boşluk
Teslimatları proje aşamalarına dağıtan tablolar genelde Jesse James Garrett'ın beş düzlem modelini özetler: strateji, kapsam, yapı, iskelet, yüzey. Yapıyla iskeleti tek satıra sıkıştıran özetler burada bir ayrımı kaybediyor. Yapı bilgi mimarisiyle ilgilenir, yani site haritası ve akışla; iskelet ekrandaki yerleşimle, yani wireframe'le.
Daha büyük boşluk şu: kullanılabilirlik raporu ve analiz raporu bu beş düzlemin hiçbirine oturmaz. İkisi de ürün insanların eline geçtikten sonra üretilir ve bulguları listenin başına, stratejiye geri döner. Aşama tablosu düz bir çizgi gibi okunuyor; oysa son iki teslimat tam da o çizgiyi halkaya çeviren şey.