UX'te Rekabet Analizi: İşe Yarayan Kısmı ve Ters Tepen Kısmı
Rakip analizi, UX'te en sık yapılan ve en kötü yapılan işlerden biri. Çoğu ekip on rakibin ekran görüntüsünü alır, slayta dizer, altına "güzel çözmüşler" yazar ve o dosya bir daha açılmaz. İşe yarayan versiyonu çok daha dar: az sayıda rakip, karşılaştırmadan önce yazılmış kriterler ve sonunda verilen tek bir tasarım kararı.
Önce rakip listesi, ama kısa olanı
Doğrudan rakip aynı işi aynı kitleye yapan üründür. Dolaylı rakip, başka bir yoldan aynı kullanıcı hedefini karşılayandır: fatura takip uygulamasının dolaylı rakibi çoğu zaman bir Excel dosyası, bazen de defterin arkasındaki listedir. Üçüncü bir kategori var ki listeye girmesi en çok onun işe yaradığını gördüm: hiçbir şey yapmamak. Kullanıcı senin çözdüğün problemi bugün çözmüyorsa, rakibin o alışkanlıktır.
Liste bu kadar genişleyince kısaltmak zorunlu hale geliyor. Kural basit: dolaylı bir rakibi listeye alıyorsan doğrudan rakiplerden birini çıkar. Dördü geçmesin.
Matris nerede şişiyor
Nesnel karşılaştırma demek, rakipleri ve kriterleri kesiştiren bir tablo demek. Tablonun büyüklüğü çarpımdır: 8 rakibi 12 kriterle incelediğinde 96 hücre doldurman gerekir. Kimse 96 hücreyi ciddiyetle doldurmaz; ilk on beşten sonra kalanlar tahminle geçilir ve tablo nesnel görünen bir kanaate dönüşür. 4 rakip ve 6 kriterde ise 24 hücre kalır, hepsini gerçekten oturup bakarak doldurabilirsin.
Bu yüzden "olabildiğince çok rakibe bak" tavsiyesi tersine çalışır. Kapsamı büyüten şey veri kalitesini düşürür, sen de yarısı uydurma bir tablodan karar verirsin.
Kriterleri karşılaştırmadan önce yaz
Kriterleri rakibe baktıktan sonra belirlemek, en beğendiğin arayüzü haklı çıkaracak listeyi yazmak demektir. Sırayı ters çevir: önce kullanıcının yapmaya çalıştığı işi tanımla, o işi ölçen 5-6 kriteri yaz, sonra ürünleri aç. Kriterler gözlemlenebilir olsun. "Modern duruyor" kriter değil; "kayıt olmadan ilk aramayı yapabiliyor musun", "sepete ekledikten sonra kaç ekran sonra ödeme var", "hata mesajı ne yapman gerektiğini söylüyor mu" kriterdir.
Kriter setini kendin uydurmak istemiyorsan hazır ve sağlam bir çerçeve var: Nielsen'in on kullanılabilirlik ilkesi. Onu kısaltıp ürünün diline çevirmek, sıfırdan liste yazmaktan daha hızlı sonuç verir.
Ekranlara bakmak yetmez
Rakibin arayüzüne bakarak ne yaptığını görürsün, neden yaptığını göremezsin. Rakibin uygulama mağazası yorumlarını ve destek forumunu okumayı, arayüzünü incelemekten daha güvenilir buluyorum. Ekran görüntüsü sana bitmiş kararı gösterir; şikayetler o kararın hangi noktada kullanıcıyı bıraktığını gösterir. Aynı ekran için "tasarım çok temiz" ve "faturamı üç gündür bulamıyorum" cümleleri yan yana durabiliyor, ikincisi tasarımına daha çok şey söyler.
Taklit ile uyarlama arasındaki çizgi
Buradaki tavsiyeler genelde kendi içinde çelişir: bir yandan "trendleri hızla benimse" denir, diğer yandan "körü körüne taklit etme". İkisi aynı anda doğru olamaz, çünkü hızlı benimseme zaten nedenini sormadan almaktır.
Ayıran soru şu: rakip bu çözümü hangi kısıt yüzünden seçti ve o kısıt sende de var mı? Büyük bir e-ticaret sitesi arama çubuğunu ekranın ortasına koyuyorsa bunun sebebi katalogun yüz binlerce ürün olmasıdır. Kırk ürünlü bir mağazada aynı yerleşim, kullanıcıyı bulunacak şeyi aramaya zorlar. Kopyalanan şey görsel karar değil, kararın gerekçesi olmalı.
Ne zaman yapılır, ne zaman durulur
Analizin yeri projenin başı ve büyük değişikliklerin öncesi. Her sprintte tekrarlamanın karşılığı yok; rakiplerin arayüzü senin sprint hızında değişmiyor. Yılda bir, bir de yeni bir ana akış tasarlarken bak.
Ve şunu net söyleyeyim: rekabet analizi seni sektörün ortalamasına taşır, üstüne çıkarmaz. Herkesin yaptığını yaparak en fazla herkes kadar iyi olursun. Farkı, kendi kullanıcınla yaptığın testler açar. Analizden çıkan her karar bir varsayımdır ve prototiple beş kullanıcıya gösterilene kadar öyle kalır.