Konu Başlıkları
Yükleniyor...

UX için Video: Beş İyi Uygulama ve Aralarındaki Çelişki

Videoyu Kullanıcı Deneyiminin Parçası Yapmak: Süre, Anlatı, Bulunabilirlik

Video, bir arayüzde metnin anlatmakta zorlandığı şeyi birkaç saniyede gösterebilir. Ama bunu her video yapmaz. Yanlış uzunlukta, yanlış kitleye hazırlanmış, sayfanın ortasına öylece bırakılmış bir video sadece indirme boyutunu büyütür. Aşağıdaki uygulamalar videoyu dekordan çıkarıp işin içine sokan noktalar.

Kimin izleyeceğini bilmeden süre seçilmez

Video hazırlarken ilk soru konu değil, izleyici. Aynı iki dakikalık anlatım, konuyu ilk kez duyan biri için hızlı akar; konuyu zaten bilen biri için dayanılmaz uzundur. Kitleyi tanımak bu yüzden süslü bir araştırma adımı değil, süreyi ve dili belirleyen asıl girdi.

Elinizde ölçüm varsa iş kolaylaşır. Videonun kendi izlenme grafiği, çoğu anketten daha dürüst konuşur:

  • Düşüşün başladığı saniye. Giriş uzunsa orada görünür.
  • Mobil oranı. Dikey kurgu gerekip gerekmediğini bu belirler.
  • Sesi kapalı izleyenlerin oranı. Yüksekse altyazı tercih değil, zorunluluk.
  • Videoya hangi sayfadan gelindiği. Kullanıcının kafasındaki soruyu o sayfa söyler.

Bu dördü toplandığında ortaya çıkan tablo, "gençler videoyu sever" türü genellemelerden çok daha kullanışlıdır.

"3 Söyle" kalıbı ile bir dakikalık video aynı yere sığmaz

Klasik anlatım tavsiyesi şudur: önce ne anlatacağını söyle, sonra anlat, en sonunda ne anlattığını tekrar söyle. Hemen yanında duran ikinci tavsiye ise videoyu bir dakikanın altında tutmaktır. İkisi aynı anda uygulanamaz.

Hesap basit. Girişte on saniye, kapanış özetinde on saniye harcarsanız altmış saniyenin yirmisi, yani üçte biri, asıl içeriği tekrar etmekle geçer. Kalan kırk saniyede anlatacağınız şey zaten tek bir fikirdir ve tek fikrin özete ihtiyacı yoktur.

Ayrım şurada: doksan saniyenin altındaki videolarda çerçeveyi atın, doğrudan gösterilecek şeyle başlayın. Beş dakikayı geçen eğitim videolarında ise çerçeve gerçekten işe yarar, çünkü izleyici arada dikkatini kaybeder ve nerede olduğunu hatırlatan bir yapı ister. Kalıbı kurala çevirmek yerine süreye bağlamak daha doğru.

Paylaşılan video, birinin işini gören videodur

Videonun paylaşılması için duygusal olması gerektiği sık söylenir. Kısmen doğru. Ama pratikte en çok dolaşan içerikler, birinin takıldığı yeri gösteren kırk saniyelik klipler oluyor: kurulumun hangi ekranda tıkandığı, ayarın hangi menüde durduğu, hatanın nasıl göründüğü. Paylaşan kişi duygulandığı için değil, karşısındakine yazacağı üç paragraftan kurtulduğu için paylaşıyor.

Buradan çıkan pratik kural, mizah aramak yerine sık sorulan soruların listesine bakmak. Destek kutusuna en çok düşen beş soruyu ayrı ayrı kısa videolara çevirmek, tek bir tanıtım filmi çekmekten hemen her zaman daha fazla iş görür.

Videonun bulunabilmesi metinle olur

Kullanıcıların çoğu videoya arama üzerinden ulaşır ve arama motorunun görebildiği şey videonun kendisi değil, çevresindeki metindir. Başlık, açıklama ve sayfadaki bağlam ne kadar netse video o kadar bulunur. Anahtar kelimeyi açıklamaya üst üste yığmak ise ters teper, hem sıralamada hem okuyanın gözünde.

En çok işe yarayan ve en çok atlanan parça transkript. Konuşmanın metni sayfada düz HTML olarak dururken hem aramaya yem olur, hem sesi açamayan kullanıcı içeriği okuyabilir, hem de ekran okuyucu kullanan biri videonun ne anlattığını öğrenir. Tek bir eklemeyle üç ayrı sorun kapanıyor.

Performans tarafında da bir not: oynatıcıyı sayfaya ilk açılışta gömmem. Gömülü oynatıcı, kimse videoyu başlatmasa bile yüzlerce kilobayt betik ve birkaç ek istek getiriyor. Yerine kapak görselini koyup gömme kodunu ilk tıklamada yüklemek yeterli, bu da birkaç satırlık iş.

Kaynaklar