UX Uzmanı Olmadan Kullanıcı Deneyimini İyileştirmek
Kullanıcı deneyimini iyileştirmek için ayrı bir uzman ekip şart değil. Ama internette dolaşan “kolay UX ipuçları” listelerinin çoğu da işe yaramıyor, çünkü tavsiyeyi kimin, hangi ölçekte uygulayacağını hesaba katmıyorlar. Küçük bir ekibin gerçekten yapabileceği ve sonucunu ölçebileceği birkaç şey var.
“Sadeleştirin” tavsiyesi tek başına bir şey söylemiyor
Her rehberin ilk maddesi aynı: karmaşıklıktan kaçının. Doğru, ama ölçüsü yok. Sadeleştirmenin işe yarayıp yaramadığını anlamanın pratik yolu, sitenin var oluş sebebi olan iki üç işlemi yazıya dökmek ve her birinin kaç ekranda bittiğini saymak. Menüdeki madde sayısını azaltmak o işlemleri kısaltmıyorsa dekoratif bir değişiklik yapmışsınız demektir.
Bir de şu var: sadeleştirme çoğu zaman bilgiyi silmek değil, ertelemek anlamına gelir. Formdaki isteğe bağlı alanları tamamen kaldırmak yerine ikinci adıma taşımak, aynı bilgiyi daha az direnişle toplar.
Yakınınıza test ettirmenin sınırı
“Ailenize, arkadaşlarınıza test ettirin” tavsiyesi bedava olduğu için popüler, ama topladığı veri sanıldığı kadar temiz değil. Sizi tanıyan biri takıldığı yeri yumuşatarak anlatır. Üstelik ürünü siz anlattıktan sonra artık ilk izlenim testi yapabilecek durumda değildir.
Yine de kullanışlı hale getirmenin yolu var: soru sormayı bırakıp görev verin. “Şu ürünü sepete ekle ve teslimat süresini bul” deyin, sonra susun. Not alacağınız şey memnuniyet değil, duraksamalar. Nereye tıkladı, geri döndü mü, hangi kelimeyi aradı, hangi ekranda gözü bir yukarı bir aşağı gitti. İş bittikten sonra sorulan “kafan karıştı mı” sorusuna neredeyse herkes hayır der ve o duraksama hiçbir yere kaydedilmez.
Analitik verisi ne ölçtüğünü söylemez
Bir sayfada işlem yapmadan ayrılma oranını görüp telaşa kapılmadan önce, o sayının nasıl hesaplandığına bakmakta fayda var. Oturum süresi klasik ölçüm kurulumlarında ardışık iki isabet arasındaki zaman farkından çıkarılır; sekmenin kapatıldığı an diye toplanan bir veri yoktur. Yani tek sayfa açıp aradığı telefon numarasını bulan ve memnun ayrılan ziyaretçi, kayıtlara sıfır saniye kalmış gibi geçer.
Bunu düzeltmek istiyorsanız sayfaya kaydırma ya da tıklama olayı bağlamanız gerekir, çünkü olay gönderildiği anda ikinci bir isabet oluşur ve süre anlam kazanır. GA4 varsayılan etkileşim olaylarıyla bu boşluğu kısmen kapatıyor, eski kurulumlarda ve elle yazılmış basit ölçüm betiklerinde durum hâlâ aynı. Verinin size söylediği şey genellikle “burada sorun var” değil, “buraya bakman lazım”dır.
Oyunlaştırma her siteye uymuyor
LinkedIn’in profil tamamlama çubuğu çalışıyor, çünkü arkasında kullanıcının gerçekten kazandığı bir şey var: daha çok görünürlük. Rozetin karşılığı yoksa geriye ekranda duran bir süs kalır. Kurulduktan sonra kendi kendine de yaşamaz; puanı tutmak, kötüye kullanımı engellemek, sezon sıfırlamak gibi işler sürekli birinin sırtındadır (bu ölçekte yatırımın karşılığını verdiğine ikna olmadım).
İlham ile kopya arasındaki fark
Beğendiğiniz bir arayüzü taklit ederken çoğunlukla görünen kısmı alırsınız, kararı değil. Büyük bir e-ticaret sitesinin filtre paneli, yüz binlerce ürün ve arama trafiği varsayımı üzerine kurulmuştur; iki yüz ürünlü bir katalogda aynı panel boş kutular üretir. Sorulacak soru “bu neye benziyor” değil, “bunu neden böyle yapmışlar”.
Önce hangisi
Hepsini aynı anda yapmaya kalkmak, hiçbirinin etkisini ölçememek demek. Sıra şöyle olmalı: önce iki üç kişiyle görev tabanlı test, çünkü en ucuz ve en çok şey söyleyen adım o. Sonra ölçümü düzeltmek, yani baktığınız sayının gerçekten neyi saydığından emin olmak. Tasarım değişikliği en sona kalsın; öncesinde neyin iyileştiğini gösterecek veriniz yok.
Kaynaklar