Bilgi Görselleştirmenin Tarihi: Tabletlerden Playfair'e
Bilgi görselleştirmenin tarihi genelde düz bir ilerleme çizgisi olarak anlatılır: mağara duvarından Ptolemy'ye, oradan Playfair'e ve bugünün panolarına. Gerçek sıra daha dağınık. Bazı buluşlar yüzyıllarca kimsenin işine yaramadan bekledi, bazıları yanlış tarihlerle dolaşıyor. Antik tabletlerden 19. yüzyıl sonuna kadar olan yolu, hangi adımın gerçekten yeni bir şey getirdiğine bakarak izleyelim.
Tabletler ve haritalar: kayıt tutmak görselleştirme midir?
Milattan önce iki bininci yıllarda Mezopotamya'da kil tabletlere kazınan mal ve gümüş hareketleri, çoğu derlemede bilgi görselleştirmenin başlangıcı sayılır. Bu biraz cömert bir sayma. Tabletlerde satır ve sütun var, yani tablo var; ama tablonun amacı bakışta örüntü göstermek değil, kaydı doğru tutmaktı. Görselleştirmenin ayırt edici işi, sayıyı tek tek okumadan ilişkiyi göstermektir. O iş için epey beklemek gerekti.
Haritacılık farklı bir hikaye. Ptolemy'nin 2. yüzyılda kurduğu koordinatlı dünya haritası, konumu bir sayı çiftine bağlayıp düzleme taşıdığı için bugünkü anlamda bir veri görselleştirmesiydi. Yine de asıl etkisini kendi çağında yapmadı. Metin 15. yüzyılda yeniden çoğaltılıp haritalar yeniden çizilene kadar Ptolemy'nin sistemi Avrupa'da neredeyse kullanılmıyordu. Fikrin doğduğu tarihle işe yaradığı tarih arasındaki bu boşluk, hikayenin geri kalanında da tekrarlanacak.
Koordinat sistemi ve ilk istatistiksel grafik
17. yüzyılın katkısı yeni bir grafik türü değil, grafik çizmeyi mümkün kılan zemindi. Descartes ve Fermat'ın analitik geometrisi soyut bir ilişkiyi düzlemde bir eğriye çevirmenin kuralını verdi. Pascal ile Fermat'ın olasılık üzerine yazışmaları ise belirsizliği sayıya bağladı, yani görselleştirilebilir hale getirdi.
Bu zeminin üstündeki en erken örnek Michael Florent van Langren'in 1644 tarihli çizimidir: Toledo ile Roma arasındaki boylam farkı için o güne kadar önerilmiş tahminler, tek bir yatay eksende yan yana işaretlenmiş. Genelde "ilk istatistiksel grafik" diye anılır, ama asıl ilginç yanı başka. Van Langren doğru değeri değil, tahminlerin ne kadar dağıldığını göstermek istiyordu. En küçük ve en büyük tahmin arasında otuz dereceden fazla fark vardı ve bu farkı bir cümleyle anlatmak, noktaları tek eksende dizmek kadar ikna edici olmuyor.
Bir sayı listesini bir kararla buluşturmam gerektiğinde genelde önce bu grafiği kurarım: tek eksen, sıralanmış noktalar, ortalama yok. Dağılımın kendisi çoğu zaman aranan cevap oluyor.
Playfair: grafik türlerinin toplu icadı
Bugün kullandığımız temel grafik türlerinin çoğu tek bir kişiye dayanır. William Playfair 1786'da yayımladığı Commercial and Political Atlas'ta zaman serisi için çizgi grafiğini, İskoçya'nın dış ticareti için de çubuk grafiğini kullandı. Çubuk grafiğini bir eksik yüzünden icat etmişti: İskoçya'ya ait yıllık seri elinde yoktu, yalnızca tek bir yılın ülkelere göre dağılımı vardı. Zaman ekseni olmayınca çizgi anlamsız kalıyordu.
Pasta grafiği çoğu derlemede aynı torbaya, 18. yüzyıla konur. Oysa Playfair pastayı 1801'de Statistical Breviary'de kullandı, yani 19. yüzyılda. Ayrım kılı kırk yarmak gibi görünebilir, ama arada on beş yıl ve bir düşünce değişimi var: çubuk karşılaştırma için, pasta parça-bütün ilişkisi için tasarlandı. İkisini aynı anda icat edilmiş saymak, bu ayrımın niye kurulduğunu da siliyor.
Buxton'ın 1794'te basılı grafik kağıdını patentlemesi aynı dönemin sessiz katkısı. Ölçekli kağıt olmadan grafik çizmek, her seferinde eksenleri elle bölmek demekti.
19. yüzyıl ve Snow'un haritasına dair yaygın yanlış
19. yüzyılda görselleştirme birkaç meraklının işi olmaktan çıktı. 1825'te Fransa Adalet Bakanlığı suç istatistiklerini haritaya döktü. William Smith'in 1801 tarihli jeoloji haritası yeni bir disiplin kurdu. Minard ulaşım ve ticaret akışlarını kalınlığı miktarı taşıyan şeritlerle gösterdi, Nightingale asker ölümlerinin nedenlerini kutupsal diyagramla ayırdı ve hijyen tartışmasını kazandı.
En çok anlatılan hikaye ise John Snow'un kolera haritası ve genelde yanlış anlatılıyor. Salgın 1854 yazındaydı. Snow, Broad Street pompasının kolunu söktürdüğünde elinde o meşhur harita henüz yoktu; vaka adreslerini kapı kapı dolaşarak toplamış, kararını listeden vermişti. Harita ertesi yıl, iddiayı savunmak için yayımlandı. Yani bu örnek görselleştirmenin keşfi doğurduğunu değil, kanıtı taşıdığını gösteriyor. İkisini karıştırmak, analiz aşamasında grafikten beklenen şeyi de şişiriyor.
Geriye ne kalıyor
Dört bin yıllık listede tekrarlayan birkaç şey var. Yeni grafik türleri estetik arayıştan değil, çoğunlukla bir kısıttan doğdu. Fikirler kullanılabilir hale gelmeden önce uzun süre bekledi; belirleyici olan buluşun kendisi değil, çoğaltılabilmesi. Ve kalıcı olan örnekler bir konuyu genel olarak özetlemiyor, tek bir soruyu cevaplıyor.
Bugünün araçları için de ölçüt aynı kalıyor: grafiği kaldırdığında cümle hâlâ aynı şeyi söylüyorsa, o grafik dekordur.
Kaynak