Norman'ın Üç Tasarım Düzeyi ve Aralarındaki Çatışma
Donald Norman, bir ürünle kurduğumuz ilişkiyi üç düzeyde okur: içgüdüsel, davranışsal, yansıtıcı. Model çoğu yerde "üçünü de dengeleyin" diye özetlenir. Sahada ise bu düzeyler birbirinin önüne geçer, en görünür biçimde de ilk ikisi: gösterişli açılış, ürünü kullanılabilir hale getiren saniyeleri yer.
Üç düzey ne söyler
İçgüdüsel düzey ilk saniyelerin işidir. Renk, biçim, hareket, ses. Davranışsal düzey ürünü kullanırken devreye girer ve tek bir soruyla ilgilenir: iş bitti mi, kaç adımda bitti. Yansıtıcı düzey kullanım bittikten sonra geriye kalan yargıdır; kişinin ürünü hatırlarken ne hissettiği, başkasına anlatırken ne dediği.
Norman bunu bir kontrol listesi olarak kurmadı. Söylediği şey daha dar: tasarım kararlarının hepsi aynı yerde etki etmez, o yüzden aynı ölçütle değerlendirilemez. Modelin pratikteki faydası da burada başlıyor.
Şikâyeti doğru düzeye yerleştirin
"Site kullanışsız" geri bildirimi tek başına hiçbir işe yaramaz. Üç düzey, aynı cümlenin altındaki üç ayrı sorunu ayırmaya yarar.
"Ekran soğuk duruyor, güven vermedi" içgüdüsel bir tepkidir; tipografi, kontrast ve boşluk düzenlemesiyle çözülür. "Ödeme adımında ne yapacağımı anlamadım" davranışsaldır; akışı kısaltmak, etiketleri netleştirmek gerekir. "Bir daha kullanmam" ise yansıtıcıdır ve büyük ihtimalle arayüzle ilgili bile değildir. Üçünü aynı sprintte aynı çözümle kapatmaya çalışan ekipler genelde ortadakini düzeltip diğer ikisini olduğu yerde bırakır.
İçgüdüsel düzeyde asıl çalışan şey
Bu düzey en çok yanlış anlaşılanı. İçgüdüsel etki animasyon demek değil. İlk saniyede algılanan şey hiyerarşidir: sayfada en büyük ne, en koyu ne, göz nereye düşüyor. Okunabilir bir gövde metni, tutarlı bir boşluk sistemi ve kontrastı doğru ayarlanmış birkaç renk, çoğu geçiş efektinden daha fazla iş görür.
Apple örneği bu bahiste hep verilir ama yanıltıcıdır: oradaki içgüdüsel etkinin büyük kısmı ürünün fiziksel malzemesinden gelir, ekrandaki tasarımdan değil. Bir web arayüzünde elinizdeki malzeme çok daha az; ne kadar azsa o kadar dikkatli kullanmak gerekiyor.
Ölçülebilen tek düzey davranışsal düzey
Bir arayüzü değerlendirmeye genelde davranışsal düzeyden başlarım, çünkü tartışmasız verisi olan tek düzey burası. Görev tamamlanma oranı, adım sayısı, hata sonrası kullanıcının akışa dönüp dönmediği. Bunlar beş kişilik bir testte bile görülür ve kimse "bence öyle değil" diyemez.
İçgüdüsel ve yansıtıcı düzeyde tartışma açıktır, ölçüm dolaylıdır. O yüzden bir toplantıda estetik tartışması kilitlendiğinde, kararı davranışsal veriyle bağlamak en hızlı çıkış yolu.
Cilanın hıza kestiği fatura
Modelin "üç düzeyi dengeleyin" özeti, düzeylerin birbirinden bağımsız çalıştığını varsayar. Çalışmıyorlar. İçgüdüsel düzey için eklenen her şeyin davranışsal düzeyde bir bedeli var ve bu bedel ölçülebilir.
Tam ekran hero görseli, özel yazı tipi, açılış animasyonu, kaydırmaya bağlı geçişler. Bunların hepsi ya indirilecek bayt ya da ana iş parçacığında harcanacak süre demek. Sayfa bir saniyede boyanıp üç saniye tıklamalara cevap vermiyorsa, kullanıcı için o sayfa üç saniyede açılmıştır; ilk boyama anındaki hayranlık, üçüncü saniyedeki tepkisizliği telafi etmiyor. Yazı tipi meselesi daha da sinsi: metnin görünmesini geciktiren bir font yüklemesi hem içgüdüsel hem davranışsal düzeyde aynı anda zarar verir.
Buradaki takas basit bir kuralla çözülür: içgüdüsel düzeyde kazanılan etki, davranışsal düzeyde ölçülen gecikmeden büyük olmalı. Değilse cila değil, ağırlıktır.
Yansıtıcı düzey tasarımla değil tutarlılıkla kurulur
Yansıtıcı düzey en çok üzerine konuşulan, en az kontrol edilebilen düzey. Marka hikâyesi sayfaları, "biz kimiz" bölümleri, değerler listeleri bu düzeye yatırım sanılır. Kullanıcının onuncu oturumda ürünün ilk oturumdaki gibi davranıp davranmadığı ise gerçekten bu düzeye yazılır.
Yansıtıcı düzey bir çıktıdır. Diğer ikisi tutarlı biçimde iyi çalıştığında oluşur, ayrıca üretilmez. Bir üründe insanların dönüp geldiği tek şey, geçen sefer işe yaramış olmasıdır.
Kaynaklar