Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Duygusal Tasarım: Estetik Kullanılabilirliği Nasıl Maskeler?

Estetik-Kullanılabilirlik Etkisi ve Duygusal Tasarımın Üç Düzeyi

Güzel arayüzün daha iyi deneyim sunduğu neredeyse tartışmasız kabul ediliyor. Ölçümler bunu tam olarak doğrulamıyor. Estetik, kullanıcının bir sorunu fark etme eşiğini yükseltiyor; sorunu ortadan kaldırmıyor. Aradaki fark küçük görünür ama tasarım kararlarının yönünü tersine çevirecek kadar büyüktür.

Norman'ın üç düzeyi, ikisi değil

Duygusal tasarım tartışmaları genelde davranışsal ve yansıtıcı düzeyde dolaşır: ürün işini görüyor mu, kullanıcı sonradan bunu anlatırken kendini nasıl hissediyor. Oysa Don Norman'ın modelinde bir düzey daha var ve konuşmanın çoğu aslında onun hakkında.

  1. İçgüdüsel: ekran açıldığı anda, henüz hiçbir şeye dokunmadan oluşan tepki. Renk, oran, hareket. Milisaniyelerle ölçülür.
  2. Davranışsal: kullanırken ne oluyor. Görev tamamlanıyor mu, nerede duraklanıyor.
  3. Yansıtıcı: sonrasında akılda kalan hikâye. Marka algısı, tavsiye etme isteği.

"Etkileyici ilk izlenim" dendiğinde kastedilen şey içgüdüsel düzeydir ve o düzeyde başarılı olmak diğer ikisi hakkında hiçbir şey söylemez. Bir arayüz ilk saniyede etkileyip üçüncü dakikada kullanıcıyı kaybedebilir. Sık da oluyor.

Estetik-kullanılabilirlik etkisi

Kurosu ve Kashimura'nın 1995'te ATM arayüzleriyle yaptığı çalışma, katılımcıların bir arayüzün ne kadar kolay kullanıldığına dair değerlendirmesinin, arayüzün görsel çekiciliğiyle gerçek kullanım kolaylığından daha güçlü ilişkili olduğunu gösterdi. Sonradan defalarca tekrarlandı ve literatüre estetik-kullanılabilirlik etkisi olarak geçti.

Bunun pratik sonucu çoğu yerde yanlış okunuyor. "Demek ki güzel yaparsak kullanıcı zorlukları affeder" diye anlaşılıyor. Doğrusu şu: güzel yaparsanız kullanıcı zorlukları size bildirmez. Sorun yerinde durur, geri bildirim kanalı kapanır. Test oturumunda katılımcı bir adımda otuz saniye kaybedip sonunda "çok akıcıydı" der, siz de bunu onay sanırsınız.

Test sonrası memnuniyet anketini, aynı oturumda ölçülen görev tamamlama süresinden ve terk noktalarından belirgin biçimde daha az güvenilir bulurum. Anket duyguyu ölçer, duygu zaten cilaya bakmaktadır. Ölçmek istediğiniz şey duygu değilse kayıt tutan bir yönteme geçin.

Sadelik kimin sadeliği

"Gereksiz olanı çıkarın" tavsiyesi kulağa itiraz edilemez geliyor, ama gereksizin tanımı kararı verene göre değişiyor. Ekibin gözünde fazlalık olan bir alan, ayda birkaç kez gelen ama en yüksek sepet tutarını bırakan kullanıcı için tek işlevsel giriş noktası olabilir. Sadeleştirme çoğu zaman görsel bir tercih olarak sunulur, oysa altında kimin kullanım senaryosunun feda edileceğine dair bir karar yatar.

Şeffaflık tarafı daha net. Fiyatın nerede yazdığı, kargo bedelinin hangi adımda ortaya çıktığı, iptalin kaç tıkla yapıldığı tartışmaya açık değil ve estetikle ilgisi de yok. Bir arayüzün güven verip vermediğini anlamak için görseline değil, kullanıcının pişman olabileceği anlarda ne yaptığına bakın.

Trend değil, dayanma süresi

Görsel diller birkaç yılda eskiyor, bu normal. Eskimeyen kısım etkileşim modeli: gezinmenin nasıl kurulduğu, geri dönmenin mümkün olup olmadığı, hatadan çıkış yolu. Yenileme projelerinde asıl maliyet renk paletini değiştirmek değil, yıllar içinde birbirine dolanmış akışları çözmektir. Kalıcılık isteyen bir tasarım, cilayı ayrı bir katmanda tutup altındaki modeli sağlam kurar; öbür türlü her görsel yenileme baştan bir ürün projesine dönüşür.