Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Grounded Theory ile Kullanıcı Araştırması: Kodlama ve Doygunluk

Grounded Theory Pratiği: Açık Kodlama, İterasyon ve Yöntemin Kör Noktası

Grounded theory hipotezle başlamaz. Önce veri toplanır, teori o verinin içinden çıkar. Kullanıcı araştırmasında işe yaramasının nedeni basit: ne aradığınızı baştan tanımlamadığınız için aramadığınız şeyi bulma ihtimaliniz var. Karşılığında ödediğiniz bedel, kodlama ve iterasyon disiplini.

Süreç nasıl işler

  1. Cevabı içinde taşımayan, geniş bir soru yazın. “Yoğun çalışan profesyoneller egzersizi günlük akışlarına nasıl sığdırıyor?” gibi.
  2. Görüşme, gözlem ya da odak grubuyla veri toplayın.
  3. Her seansın hemen ardından açık kodlama yapın.
  4. Çıkan kodlar yeni bir yön gösteriyorsa bir sonraki görüşmenin sorularını değiştirin.
  5. Yeni kod üretmeyen görüşmeler gelmeye başlayınca durun.
  6. Elinizde kalan kategorilerden açıklamayı kurun.

Dördüncü adım yöntemin bel kemiği. Aynı soru listesini on kişiye tekrarlıyorsanız yaptığınız şey grounded theory değil, biraz gevşek bir anket. Görüşmeler arasında soruyu değiştirmiyorsanız verinin size yön verme ihtimali de yok.

Soruyu nasıl kurarsınız

Katı bir soru listesi yerine sohbet kurun, sorular kullanıcının kendi diliyle ilerlesin:

  • Günlük işlerinizi nasıl planlıyorsunuz?
  • Bir ürünü satın alırken neye bakıyorsunuz?
  • İlerlediğinizi nereden anlıyorsunuz?
  • Bu işin en can sıkıcı tarafı ne?

Soruyu çerçevelerken tek taraflı seçenek bırakmayın. “Ne kadar zor buluyorsunuz?” diye sorduğunuzda zorluğu peşinen kabul etmiş oluyorsunuz; “ne kadar kolay ya da zor” iki kapıyı da açık tutar. Aradaki fark küçük görünür, cevapların dağılımında görünmez değil.

Açık kodlama pratikte

Kodlamayı görüşmenin ertesi gününe bırakmayın. Aklınızdaki tonlama, duraklama, “şunu demek istedi” çıkarımı bir gün içinde buharlaşıyor, geriye düz transkript kalıyor.

Araç olarak bir elektronik tablo yeter: kod, alıntı, katılımcı. Üç sütun. İlk üç görüşmeden sonra kod listesi kontrolsüz büyür, elli ayrı etiket çıkarmışsınızdır ve yarısı aynı şeyi söyler. İkinci geçişte birleştirin; birleştirirken hangi kodun hangisinin altına girdiğini yazın, çünkü üç hafta sonra o kararın gerekçesini hatırlamayacaksınız.

Doygunluk bir sayı değil

Doygunluğu görüşme sayısına bağlamam. “On iki görüşme yaptık, doyduk” cümlesi ölçtüğü şeyi değil, bütçenin bittiğini anlatıyor genelde.

Ölçülebilir hali şu: her görüşmeden sonra kaç yeni kod çıktığını yazın. Sayı görüşme başına birkaç taneye inip orada kalıyorsa doygunluk sinyali gerçek. Ama bu eğri örneklemin çeşitliliğine göre yalan söyleyebilir; aynı ekipten, aynı kıdemden, aynı şehirden altı kişiyle konuştuysanız eğri erken düzleşir ve siz buna doygunluk dersiniz. Düzleşme gördüğünüzde önce bir sonraki görüşmeyi bilinçli olarak farklı bir profilden alın. Yeni kodlar patlıyorsa doymamışsınız demektir.

Yöntemin kapatamadığı yer

Grounded theory hipotez kurma aşamasındaki önyargıyı gerçekten azaltır. Fakat yanlılığı yok etmez, taşır: soru aşamasından analiz aşamasına. Kodları koyan kişi yorumluyor, hangi cümlenin kod olmaya değer olduğuna o karar veriyor. Onaylama yanlılığı kodlama tablosunun içinde de yaşayabilir.

Pratik önlem, bir alt kümeyi ikinci bir kişiye bağımsız kodlatmak. Üç görüşme yeter. Ayrıştığınız yerler zaten en tartışmalı kategoriler olur, asıl konuşulması gereken de onlar.

Bazı yanlılıklar ise yöntemden bağımsız ayakta kalır. Katılımcı gözlendiğini bildiği için davranışını değiştiriyorsa (Hawthorne etkisi) ya da sosyal olarak makbul cevabı veriyorsa, açık uçlu soru sormanız bunu düzeltmez. Bu ikisi için çare kodlama tekniği değil, ortam: kaydın nerede tutulduğunu söyleyin, kimseyi değerlendirmediğinizi baştan netleştirin, mümkünse söylediğini değil yaptığını izleyin.

Kaynaklar