Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Dağınıklık Yaratıcılığı Artırıyor mu? Deneyin Gerçekte Gösterdiği

Kaos ve yaratıcılık: dağınık oda deneyinin sınırları

Dağınık masanın yaratıcılığı beslediği fikri, ofis kültüründe kendine fazlasıyla iyi bir yer buldu. Arkasında gerçek bir deney var, ama deneyin gösterdiği şey genelde anlatıldığından çok daha dar. Bulguyu doğru okumak, dağınıklığın ne zaman işe yaradığını ne zaman sadece dağınıklık olduğunu ayırmayı gerektiriyor.

Dağınık oda deneyi ne yaptı

Kathleen Vohs ve arkadaşlarının 2013'te Psychological Science'ta yayımladığı çalışmada katılımcılar iki odaya bölündü. Biri derli toplu, diğerinde kâğıtlar ve eşyalar gelişigüzel duruyordu. Görev ikisinde de aynıydı: bir pinpon topunun alışılmadık kullanımlarını bulmak. Bağımsız değerlendiriciler, dağınık odadan çıkan fikirleri belirgin biçimde daha yaratıcı buldu. Fikir sayısı iki grupta birbirine yakındı, fark fikirlerin sıradanlığındaydı.

Aynı çalışmanın az konuşulan ikinci yarısı da var. Toplu odadakiler daha çok bağış yaptı, atıştırmalık seçerken çikolata yerine elmaya yöneldi ve menüde "klasik" diye sunulan seçeneği tercih etti. Yani deneyden düzen kötüdür sonucu çıkmadı; düzenin başka bir şey ürettiği çıktı. Düzen uyumu ve öngörülebilirliği besliyor, dağınıklık kuraldan sapmayı.

Etkiyi yaratan dağınıklık değil, yabancılık

Buradan "masanı dağıt" tavsiyesi çıkarmak deneyin kurgusunu atlamak oluyor. Katılımcılar o odaya hayatlarında ilk kez giriyordu. Beklentiyle uyuşmayan bir ortama düşmek zihni ortamı yeniden okumaya zorluyor, bu okuma sırasında da alışılmış kategoriler gevşiyor. Sizin üç aydır dağınık duran masanız ise beklentinizle tam olarak uyuşuyor. Ona artık bakmıyorsunuz bile.

Tavsiyenin kendi içinde çelişkili bir yeri var. Dağınıklık kalıcı hale geldiği anda rutine dönüşür, rutine dönüştüğü anda onu işe yarar kılan şey ortadan kalkar. Etkiyi tekrarlamak isteyen kişinin yapması gereken ortamı dağıtmak değil, ortamı düzenli aralıklarla değiştirmek. Masayı toplamak da bir değişikliktir ve aynı işi görür.

Iraksama ve yakınsama aynı iş değil

Fikir üretmekle fikir seçmek farklı beceriler ister. İlkinde geniş ve gevşek bir çağrışım ağı işe yarar, ikincisinde kısıt, kriter ve sıkıcı bir titizlik. Dağınıklığın kanıtlanmış faydası tamamen ilk aşamada. Seçim ve uygulama aşamasında aynı ortamı sürdürmek, çalışmanın diğer yarısının ölçtüğü şeyi, yani sistematik ve uyumlu davranışı zayıflatır.

Grup beyin fırtınası tartışması da buraya oturuyor. Taylor, Berry ve Block'un 1958'de Yale'de yürüttüğü çalışma, dört kişilik grupların aynı sayıda kişinin tek başına ürettiği fikirlerin toplamından daha az ve daha az çeşitli fikir ürettiğini buldu. Bugün bunun başlıca nedeni üretim engellemesi diye adlandırılıyor: grupta aynı anda bir kişi konuşur, siz sıranızı beklerken kendi fikrinizi ya unutursunuz ya da konuşulanın etkisiyle onun benzerine dönüştürürsünüz.

Pratikte işleyen sıra şu: önce herkes ayrı ayrı ve sessizce yazar, sonra listeler ortak bir yerde birleştirilir, eleme en sonda ve birlikte yapılır. Grubu fikir üretme aşamasında değil, fikir çarpıştırma aşamasında toplayın.

Zihin gezinirken

"Aha" anlarının duşta ya da yürüyüşte gelmesinin bilinen bir açıklaması var. Zihin tek bir göreve kilitlenmediğinde varsayılan mod ağı devreye giriyor ve birbirinden uzak bilgi parçaları arasında bağlantı kurma olasılığı artıyor. Ama buradan çıkan tavsiye "boş dur" değil. Problemi önce yeterince yüklemek, sonra bırakmak gerekiyor. Üzerinde hiç çalışılmamış bir problem yürüyüşte kendiliğinden çözülmüyor; bırakma ancak dolu bir zihinde işe yarıyor.

Einstein'a atfedilen söz

"Dağınık bir masa dağınık bir zihnin göstergesiyse, boş masa neyin göstergesidir?" cümlesi bu tartışmada neredeyse otomatik olarak Einstein'a bağlanır. Sözün ona ait olduğuna dair birinci elden bir kaynak yok, alıntı ölümünden yıllar sonra dolaşıma girmiş görünüyor. Fotoğraflardaki dağınık masası gerçek, cümleyi kurduğu şüpheli. Bir fikri ayakta tutmak için ünlü bir isme ihtiyaç duyuluyorsa, sorun genellikle fikirdedir.

Kaynaklar