Tasarım Odaklı Düşünme: Beş Aşamanın Anlattığı ve Anlatmadığı
Tasarım odaklı düşünme denince akla ilk gelen şey beş kutulu şemadır: empati, tanımlama, fikir üretimi, prototip, test. Şema Stanford d.school'un ders malzemesi olarak yayıldı ve öğretmek için iyi çalışıyor. Gerçek projede adımlar bu sırayla gelmiyor, üstelik şema işin en pahalı kısmını tek kelimeyle geçiştiriyor.
Yöntemin gerçekten yaptığı iş
Tasarım odaklı düşünmenin tek ve asıl katkısı şu: çözümü tarif etmeden önce problemi tarif etmeye zorluyor. Kulağa sıradan geliyor ama ekiplerin büyük kısmı toplantıya çözümle giriyor. Birisi “mobil uygulama yapalım” diyor, tartışma uygulamanın özelliklerine kayıyor ve kimse insanların neden mevcut yolu kullanmadığını sormuyor.
Empati, tanımlama, fikir, prototip, test sıralaması bu refleksi geciktirmek için var. İşlevi bir kontrol listesi olmak değil, erken kapanan tartışmayı açık tutmak.
Bu yüzden aşamaların sırası pratikte pek anlamlı değil. Prototipi kullanıcıya götürdüğünüzde çoğu zaman öğrendiğiniz şey çözümün iyi olup olmadığı değil, problemi yanlış tanımladığınız oluyor. Yani test aşaması sizi empati aşamasına geri gönderiyor. Kaynak metinlerin çoğu bunu bir dipnot olarak geçer, oysa asıl olay budur.
Empati aşaması ucuz değil
Şemadaki en yanıltıcı kutu ilk kutu. Tek kelime, tek kare, diğerleriyle aynı boyutta. Sahada ise zamanın çoğunu o yiyor.
Kaba bir hesap: on kişiyle 45 dakikalık görüşme yaparsanız elinizde 7,5 saatlik kayıt olur. Kaydı dinleyip not çıkarmak, temaları gruplamak, çelişen ifadeleri ayıklamak genelde kayıt süresinin üç dört katını alır, yani 25-30 saat. Buna katılımcı bulmayı, randevu ayarlamayı ve gelmeyenleri yenilemeyi ekleyin. Bir kişinin bir haftası, üstelik hiçbir şey üretmeden geçmiş görünen bir hafta.
Ekiplerin empati aşamasını atlamasının sebebi tembellik değil, bu maliyeti savunamamaları. Sonra da beş kişiyle koridorda konuşup buna araştırma deniyor. Az görüşme yapmak yanlış değil; az görüşmeden çıkan içgörüyü kesin bilgi gibi sunmak yanlış.
Prototip neyi ölçer, neyi ölçmez
Prototipleme risk azaltıyor derken hangi riskten söz edildiği çoğu zaman söylenmiyor. İki farklı risk var ve prototip sadece birini kapatıyor.
Kullanılabilirlik riskini kapatır. İnsanlar butonu bulamıyor mu, formu yarıda bırakıyor mu, akışın neresinde duraksıyor? Bunu kağıda çizilmiş bir ekranla bile görürsünüz, üstelik az sayıda kullanıcı yeter. Bu alandaki meşhur “beş kullanıcı” kuralı da tam olarak bunu, kullanılabilirlik hatalarının keşfini anlatır.
Talep riskini kapatmaz. Kullanıcı prototipe bakıp “güzel olmuş, kullanırım” der. Bu cümlenin tahmin gücü neredeyse sıfırdır, çünkü insan kendisine gösterilen şeye karşı nazik olmaya programlıdır ve gelecekteki davranışını tahmin etmekte kötüdür. Talebi ölçmek istiyorsanız kişinin bir bedel ödediği bir sinyale bakmanız gerekir: ön ödeme, bekleme listesine gerçek e-posta bırakma, mevcut çözümünü bırakıp yenisine geçme. Beğeni değil, tercih.
Bir prototip turundan sonra “doğrulandı” denen fikirlerin çoğu aslında sadece anlaşılır bulunmuştur.
Kamyon hikayesi kötü bir örnektir
Design thinking anlatılarında dolaşan bir hikaye vardır: köprünün altına sıkışan kamyon, mühendisler karmaşık çözümler tartışırken bir çocuk lastiklerin havasını indirmeyi önerir. Hikaye kalıpların dışında düşünmenin gücünü göstermek için kullanılır.
Oysa gösterdiği şey bunun tam tersi. O çözüm bir sürecin ürünü değil, tek bir kişinin ansızın aklına gelen bir sıçrama. Tasarım odaklı düşünmenin bütün iddiası ise şansa bağlı olmayan, tekrarlanabilir bir yol sunmak. Yöntemin en çok anlatılan hikayesi, yöntemin gereksiz olduğunu ima ediyor.
İyi örnek şudur: ekip probleme “kamyon nasıl geçer” diye değil, “bu rotadan geçen araçların yükseklik bilgisi sürücüye ne zaman ulaşıyor” diye bakar. Cevap muhtemelen köprüye değil, rota planlamasına dokunmaktır. Daha az çarpıcı, daha çok işe yarar.
Nerede işe yarar, nerede yaramaz
İşe yaradığı yer bellidir: problem bulanıksa, kullanıcıya ulaşabiliyorsanız ve çözümü değiştirme yetkiniz varsa. Üçü birden sağlanmıyorsa yöntem bir tiyatroya dönüşür. En sık rastlanan hali, araştırma yapılıp rapor yazılması ve kararın zaten alınmış olmasıdır. Post-it'ler duvarda kalır, ürün yol haritası değişmez.
Yaramadığı yerler de bellidir. Kısıt teknikse veya mevzuattansa empati o kısıtı esnetmez. Problemi zaten biliyorsanız, üstüne bir keşif turu eklemek sadece gecikmedir. Yaptığınız işin doğrusu tek bir tanıma sahipse, örneğin bir muhasebe hesaplaması, orada aranacak yaratıcı çerçeve yoktur.
Küçük ekipler için pratik bir kısaltma: beş aşamayı unutun, iki soruyu sorun. Bu problemi yaşayan biriyle son ne zaman konuştunuz, ve fikrinizin yanlış olduğunu size ne gösterirdi? İkinci sorunun cevabı yoksa test edilecek bir şey de yoktur.
Kaynaklar