Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Mobilde İçerik Stratejisi ve UX Yazarlığı: Metni Başa Almak

Mobil UX Yazarlığı: Microcopy, Test ve Lokalizasyonun Gerçek Maliyeti

Mobil ekranda kullanıcının gördüğü şeyin çoğu metindir: buton etiketi, hata mesajı, boş listede yazan tek cümle. Tasarım tartışmaları düzen ve renkte düğümlenirken bu kelimeler genelde en sona bırakılıyor, sonra da deneyimin neden pürüzlü olduğu konuşuluyor. İçerik stratejisi ve UX yazarlığı, o kelimeleri sürecin sonundan başına taşıma işidir.

Metin, tasarımın çıktısı değil girdisi

Çoğu projede sıralama şöyle işler: ekranlar çizilir, kutular yerleşir, en sonda "buraya bir açıklama lazım" denir. O açıklamanın kaç satır olacağı, hata durumunda ne yazacağı, listenin boş halinde ne göreceğimiz sonradan doldurulan boşluklara dönüşür.

Gerçek metinle hazırlanmış çirkin bir prototipi, Lorem Ipsum ile doldurulmuş cilalı bir maketten daha güvenilir bulurum. Sahte metin her zaman uyar, çünkü tasarımcı onu kutuya göre keser. Gerçek metin uymadığında ise sorun metinde değil tasarımdadır ve bunu ilk haftada görmek, mağazaya çıktıktan sonra görmekten ucuzdur.

Microcopy nerede yaşıyor?

Bir buton etiketini değiştirmek kimin işi? Cevap tamamen arayüzün nasıl kurulduğuna bağlı. Metinler bileşenlerin içine gömülüyse her kelime düzeltmesi bir kod değişikliği, bir sürüm ve mağaza onayı demektir; yazar bir virgül için iki hafta bekler. Aynı metinler bir dil dosyasında ya da uzaktan güncellenebilir bir kaynakta duruyorsa aynı düzeltme o gün yayına çıkar.

Bu ayrım tasarım toplantısında hiç konuşulmaz ama UX yazarlığının pratikte ne hızda çalışabileceğini belirleyen şey odur. İçerik stratejisi bir yandan da altyapı sorusudur.

A/B testi her metin sorusunu çözmez

Peki hangi ifadenin daha iyi çalıştığını neden ölçüp bitirmiyoruz? Ölçebiliriz, ama ölçmenin bir fiyatı var. Bir testin anlamlı sonuç vermesi için gereken kullanıcı sayısı, aradığınız farkın karesiyle ters orantılı büyür. İki metin arasındaki dönüşüm farkı yarıya inerse, o farkı görebilmek için gereken trafik dörde katlanır.

Bunun pratik sonucu şu: onboarding akışının tamamını değiştirmek test edilebilir bir sorudur, "Devam" mı yoksa "İleri" mi yazsak çoğu üründe test edilemez bir sorudur. Günlük trafiği birkaç bin kişi olan bir uygulamada ikinci soruyu teste sokmak, aylarca gürültü toplamak anlamına gelir. O tür kararlar için beş kişilik bir koridor testi hem daha hızlı hem daha bilgilendiricidir, çünkü size hangisinin kazandığını değil kullanıcının nerede duraksadığını söyler.

Metin uzar, kutu uzamaz

Türkçe arayüzlerde tek kelime bir satırı yiyebilir: kaydedilemedi, değiştirebilirsiniz, görüntüleyemiyorsunuz. Sondan eklemeli bir dilde "kısa tut" tavsiyesi, İngilizceden yapılan çeviride çoğu zaman kendiliğinden çiğnenir. Aynı arayüz Almanca'ya gittiğinde bileşik kelimeler aynı kutuyu bir kez daha zorlar.

Pseudo-lokalizasyon tam bu yüzden işe yarar: çeviri gelmeden önce metinleri yapay olarak uzatıp arayüzü kendi kendine kırdırırsınız, taşan yerleri çeviri faturası gelmeden görürsünüz. Tasarımı en uzun makul metne göre kurmak, en kısasına göre kurup sonra kırpmaktan daha az iş çıkarır.

Nereden başlanır

Sıfırdan bir içerik stratejisi dokümanı yazmak yerine, üründe en çok görülen on ekranın bütün metinlerini tek bir yerde toplayın. Aynı işlem için üç farklı fiil kullandığınızı, hata mesajlarının yarısının kullanıcıya ne yapacağını söylemediğini, boş ekranların hiç düşünülmediğini o listede görürsünüz. Kullanıcı araştırması bu listenin üstüne gelir, altına değil.

Kaynaklar