Kullanıcıya Göre Yazmak: Web Metninde Sadeleştirme ve Okunabilirlik
Bir sayfada ziyaretçiyi en çok yoran şey çoğu zaman tasarım değil, okumak zorunda kaldığı fazladan iki yüz kelimedir. Metin arayüzün en ucuz parçası: değiştirmesi birkaç dakika sürer, etkisi ilk oturumda görünür. Aşağıdakiler kendi yazdıklarımı budarken işe yaradığını gördüğüm birkaç kural, bir de herkesin önerdiği bir ölçüm aracının Türkçede neden yanlış sonuç verdiği.
Sayfa kimden bahsediyor
Yayına almadan önce yapılabilecek en hızlı test şu: metindeki “biz”, “firmamız”, “markamız” kelimelerini sayın, sonra “siz” ile kurulan cümleleri. Oran ilkinin lehineyse sayfa ziyaretçiye değil kendine bakıyordur.
Fark cümle düzeyinde küçük görünür ama yazarı zorladığı için işe yarar. “Yeni nesil telefonun teknik özellikleri şunlardır” yerine “Telefonu ilk açtığınızda karşınıza çıkan üç ayar şu” yazdığınızda aynı bilgi aktarılır, okuyucu sahneye girer. Ürün sayfalarında bunun ek bir faydası var: özelliğin karşılığını yazmaya mecbur kalırsınız. “5000 mAh batarya” satırının altına “iki tam gün, şarj aramadan” yazamıyorsanız o özellik zaten kimseye bir şey anlatmıyordur.
Okunabilirlik testleri ve Türkçe
Flesch-Kincaid ve benzeri okunabilirlik araçları iki şeye bakar: kelime başına düşen hece sayısı ve cümle başına düşen kelime sayısı. Formülün katsayıları İngilizce metinler üzerinde kalibre edilmiştir ve İngilizcede kelimeler kısadır. Türkçe sondan eklemeli bir dil; “değerlendirmelerinizde” tek kelimedir ve tek başına yedi hece taşır. Yani kelime başına hece ortalaması yapısal olarak yüksek çıkar.
Sonuç: gayet sade yazılmış bir Türkçe metin, İngilizce ölçekte “zor” bandına düşer. Skoru düşürmek için ek yapısını bozmaya çalışmak da yazıyı iyileştirmez, sadece çeviri kokan cümleler üretir. Türkçe için Ender Ateşman'ın uyarladığı bir okunabilirlik formülü var ve İngilizce ölçeği doğrudan uygulamaktan makul biçimde daha isabetli.
Pratikte bu araçları mutlak bir hedef olarak değil, karşılaştırma aracı olarak kullanın. Aynı yazının iki taslağını ölçün; puanın yönü anlamlıdır, değeri değil. “70 üzeri olsun” diye bir hedefin Türkçede karşılığı yok.
Yarısına indirmek
Kısaltma tavsiyelerinin klasik listesinde birbirini yiyen iki madde bulunur: “her paragrafı ilk hâlinin yarısına indirin” ve “her paragrafı ana fikri vurgulayan bir cümleyle kapatın”. İkincisi, tam olarak birincinin silmesi gereken cümledir. Özet cümlesi paragraf iyi kurulmuşsa gereksizdir, kötü kurulmuşsa onu kurtarmaz. Kapanış cümlesini yalnızca yukarıda söylenmemiş bir şey söylüyorsa bırakın.
“Çok önemli” yerine “kritik” yazmayı öneren kural da yarım kalmış bir kuraldır. İkisi de dolgu. Cümleden ikisini birden atın, geriye kalan bilgi ayakta duruyorsa sıfata hiç gerek yokmuş demektir.
Bir metni yüksek sesle okumak hâlâ en ucuz düzeltme yöntemi. Nefesinizin yetmediği yerde nokta vardır, dilinizin takıldığı yerde gereksiz bir tamlama.
Bağlantı nereye konur
Bağlantının yeri, okuyucunun sorusunun oluştuğu cümledir. Paragrafın sonuna eklenen “daha fazla bilgi için tıklayın” satırı geç kalmıştır; merak o cümleye gelene kadar sönmüştür. Okuyucunun “bu nedir” diye düşündüğü kelimenin üzerine koyun, açıklamayı bağlantı metninin kendisi taşısın.
Bir paragrafa üç bağlantı sıkıştırmak ise seçim yapmayı okuyucuya devretmektir ve genelde hiçbirine tıklanmaz. Aynı mantık sayfanın altına dizilen harekete geçirici düğmeler için de geçerli: ikinci düğme birinciyi zayıflatır.
Kaynaklar