Kullanıcı Hedefleri Bilgi Tasarımını Nasıl Şekillendirir
Veri tek başına kimsenin işine yaramaz. Bir tabloyu bilgiye çeviren şey, kullanıcının o an cevabını aradığı sorudur. Bu soruyu bilmeden yapılan sadeleştirme, işe yarayan detayı atıp gürültüyü bırakma riski taşır. Kullanıcı hedefi, bilgi tasarımında estetikten önce gelen kısıttır.
Veriyi bilgiye çeviren şey bağlamdır
Aynı rakam iki kullanıcı için iki farklı anlam taşır. "Stokta 3 adet" bilgisi, satın almaya karar vermiş biri için aciliyet; henüz fiyat karşılaştıran biri için gürültüdür. Veriyi sunmadan önce sorulacak soru "bunu nasıl görselleştirelim" değil, "bu kişi hangi kararı vermeye çalışıyor" olmalı.
Pratikte bu, arayüzde tek bir varsayılan görünüm seçmek demektir. Filtre tasarlarken önce kullanıcının en sık sorduğu soruyu bulur, onu varsayılan yapar, kalan seçenekleri arkasına koyarım. Yeni bir liste ekranında ilk sürümü tek sıralama seçeneğiyle çıkarmak, altı seçenek sunup hangisinin kullanıldığını hiç bilmemekten iyidir.
Mazza'nın beş adımı ve işin nerede bittiği
Riccardo Mazza bilgi görselleştirme sürecini beş aşamada tarif eder: problemi tanımla, sunulacak veriyi seç, veriyi temsil edecek boyutları belirle, veri yapısını kur, etkileşimi tasarla. Sıra kağıt üzerinde temiz görünür. Sahada ilk iki adım toplam emeğin çoğunu yer, geri kalanı büyük ölçüde teknik tercihtir.
Hangi verinin ekrana hiç çıkmayacağına karar verdiyseniz zor kısım bitmiştir. Ekiplerin takıldığı yer genelde grafik tipi seçimi değil, "bunu da koyalım, birinin işine yarar" cümlesine hayır diyememek.
Filtre eklemek sadeleştirme değildir
Bilgi yoğunluğuna karşı önerilen standart çözüm, kullanıcıya filtre ve özelleştirme vermektir. Bu çözüm kendi karmaşasını üretir: birbirinden bağımsız n adet aç/kapa filtresi, 2 üzeri n kadar farklı ekran durumu demektir. Altı filtre 64 olası görünüm, on filtre 1024. Bu kombinasyonların hepsini siz test etmezsiniz, kullanıcı da hepsini denemez; ikiniz de ilk birkaç kombinasyonda kalırsınız.
Filtre, veri fazlalığının çaresi değil, iyi seçilmiş bir varsayılanın tamamlayıcısıdır. Varsayılan görünüm işe yaramıyorsa filtre sayısını artırmak durumu kötüleştirir. Önce varsayılanı düzeltin.
Sormaya değer dört soru
Kullanıcı araştırması bu kararları tahmin olmaktan çıkarır. Görüşme, kısa anket ve ekran başında gözlem yeterli; üçü de aynı dört sorunun etrafında döner.
- Kullanıcı önce hangi bilgiyi arıyor?
- O bilgiye hangi yoldan ulaşmaya çalışıyor?
- Bulamayınca ne yapıyor: arama kutusu mu, geri tuşu mu, çıkış mı?
- Bulduğu bilgiyle ne yapıyor?
Son soru en çok atlanandır. Bilgiyi bulduktan sonraki adımı bilmiyorsanız, ekranı doğru yere bağlayamazsınız; kullanıcı doğru sayfada kalır ama orada tıkanır.
Sağlık içeriğinden bir örnek
Yeni diyabet teşhisi konmuş birine hazırlanan bilgilendirme materyalleri genelde tedavi protokolüyle başlar. Oysa o kişinin ilk günlerdeki sorusu ölçüm tablosu değil, hayatının ne kadar değişeceğidir. Teknik olarak doğru, sırası yanlış bir içerik okunmadan kapanır.
Çözüm içeriği basitleştirmek değil, sıralamayı kullanıcının kararına göre kurmaktır. Önce ne olduğu ve neyin değişeceği, sonra günlük pratik, en sonda doz ve ölçüm ayrıntıları. Aynı metin, aynı uzunluk, farklı sıra.
Tasarım kötü içeriği kurtarmaz
Bilgi tasarımı tartışmaları hızla düzen, renk ve grafik seçimine kayar. Ekrandaki bilgi kullanıcının sorusuna cevap vermiyorsa bunların hiçbiri işe yaramaz, en fazla yanlış cevabı daha okunaklı hale getirir. Sıra nettir: içeriği doğru soruya bağlayın, düzeni ondan sonra konuşun.