Mobil Bilişimin Yedi Dalgası: Sıralı Değil, Salınımlı Bir Tarih
Mobil bilişimin tarihi çoğunlukla yedi dalga hâlinde anlatılır: taşınabilirlik, minyatürleşme, bağlantılılık, yakınsama, ayrışma, uygulama ekonomisi ve dijital ekosistemler. Ayrım işe yarıyor, fakat dalgaların sırayla gelip birbirinin yerini aldığını düşündürdüğü yerde yanıltıyor. Bazıları gerçekten kapandı, bazıları hâlâ ileri geri salınıyor.
Kapanmış iki dalga: taşınabilirlik ve minyatürleşme
İlk dalga bilgisayarı masadan kaldırdı. 1980'lerin taşınabilir bilgisayarları bugünkü ölçülerle ağırdı, pil ömrü saatle bile zor ölçülüyordu, ama bilgiyi binanın dışına çıkardılar. İkinci dalga aynı işi telefonla yaptı: cihaz avuç içine sığdı.
Minyatürleşmenin nasıl bittiği çoğu anlatımda atlanır. Cihazlar hedefe vardıkları için küçülmeyi bırakmadı; insanın eli ve gözü bir yerde direndi. Ekranın kendisi arayüz hâline gelince yön tersine döndü. Bugünün telefonu 2003'ün telefonundan büyük, çünkü küçülen ekran okunmuyor. Dokunmatik hedeflerin parmak genişliğinin altına inememesi de aynı sınırın başka bir görünümü: donanım küçülmeye devam edebilirdi, kullanıcı küçülemedi.
Bağlantılılık cihazın değil şebekenin dalgasıydı
Üçüncü dalgada asıl değişen şey cihazın içinde değildi. Veri şebekesi yaygınlaştıkça uygulamanın taşıdığı bilgi ile eriştiği bilgi ayrıştı, cihaz kendi başına yeterli olmak zorundan kurtuldu. Depolama ve hesaplama uzağa taşınabildi.
Bunun bedeli az konuşulur. Kesintisiz bağlantı varsayan bir arayüz, bağlantı koptuğunda ne yapacağını bilmez: dönen bir ikon, boşalan bir liste, gönderilemeyip kaybolan bir form. Asansörde, metroda, bodrum katta çalışmayan bir uygulama üçüncü dalganın kazanımını kullanıcıya geri verir.
Yakınsama ve ayrışma birbirini izlemez
Yedi dalga anlatısının en zayıf yeri burasıdır. Yakınsama işlevleri tek cihazda toplar, ayrışma onları tekrar dağıtır. Bunlar art arda gelen iki dönem değil, aynı anda çalışan iki yön; birini dördüncü, diğerini beşinci sıraya koymak tarihi düzleştirir.
Daha iyi işleyen okuma şu: bir işlev, ana cihazda yeterince iyi yapılabildiği anda içeri çekilir; cihazın biçimi o işe yetmiyorsa dışarı çıkar. Kompakt fotoğraf makinesi telefonun içinde eridi, çünkü telefon zaten cepte duruyordu ve sonuç yeterince iyiydi. Nabız ölçmek için bilekte durmak gerekir, o yüzden saat ayrıldı. Aynı mantık kulaklıkta, arabada ve televizyonda tekrar ediyor.
Uygulama mağazaları ve ekosistemler
Altıncı dalgada teknoloji değil dağıtım değişti. Yazılım yüklemek, ödemek ve güncellemek tek akışa girince, küçük bir ekibin milyonlarca kullanıcıya ulaşması mümkün oldu. Yedinci dalga bunun devamı: merkez cihazdan hesaba kaydı. Telefonunuz kaybolduğunda yenisine oturum açmanız yetiyor.
Burada gerçek bir bedel var. Ekosistemin kapısını tutan taraf kuralı da yazar. Verisini dışarı almanın yolunu bırakmayan bir ürün kararı ilk yıl kimseyi rahatsız etmez, üçüncü yıl kullanıcıyı içeride tutan tek şey hâline gelir. Bunu bir strateji olarak değil, ertelenmiş bir maliyet olarak okumak daha doğru.
Bugün pratikte ne kalıyor
Bir siteyi ya da uygulamayı mobil uyumlu saymak için ekran genişliğine bakmam; tek elle kullanıldığında ne olduğuna, bağlantı yarıda koptuğunda formun ne yaptığına ve ilk ekranı çizebilmek için indirilen JavaScript'in boyutuna bakarım. Üçü de dalgaların bıraktığı gerçek kısıtlar.
Yedi dalga, geleceği tahmin etmek için değil, hangi kısıtın nereden geldiğini görmek için işe yarar. Ekran boyutu insandan gelir, gecikme şebekeden, kilitlenme ise iş modelinden. Bu üçünü ayırabildiğinizde, sıradaki cihazın ne olacağı sorusu da daha az önem taşır.
Kaynak