90’lar Web Tasarımının Üç Gurusu: Siegel, Nielsen, Zeldman
1996’da bir web sayfasını istediğiniz gibi hizalamanın tek yolu, tabloların içine görünmez tablolar yerleştirip boşlukları 1 piksellik saydam GIF’lerle doldurmaktı. David Siegel bunu bir yönteme dönüştürdü, Jakob Nielsen baştan karşı çıktı, Jeffrey Zeldman ikisinin arasında bir yol aradı. Üçünün 90’lar boyunca sürdürdüğü tartışma, bugün adı değişerek tekrar eden bir kavganın ilk hâliydi.
Siegel: sayfayı zorla hizaya sokmak
Siegel’in 1996 tarihli Creating Killer Web Sites kitabı, o dönem tasarımcının elindeki tek gerçek düzen aracını sistemleştirdi: tablo. Kenarlığı sıfırlanmış tablolar sütun oluşturuyor, hücrelere konan tek piksellik saydam GIF’ler esnetilerek boşluk taklidi yapıyordu. Masaüstü yayıncılığın tipografi disiplinini web’e taşıyan ilk isimlerdendi ve sayfalar gerçekten daha iyi görünüyordu.
Bedeli görünmüyordu ama vardı. Tarayıcı, sütun genişliklerini hesaplayabilmek için tablonun tamamı gelmeden onu çizemez; iç içe dört beş katmanlı bir düzende bu, 28.8k modem üzerinde sayfanın uzunca bir süre bomboş beklemesi demekti. Ekran okuyucu da aynı düzeni hücre sırasına göre okuduğu için metin dağılıyordu. Siegel on yılın sonuna doğru The Web is Ruined and I Ruined It başlıklı yazıyı yazdı. Yöntemin neden zorunlu olduğunu anlatmayı sürdürdü, ortaya çıkan manzarayı savunmadı.
Nielsen: içerik zaten oradaydı
Nielsen’in itirazı estetiğe değil, önceliğeydi. Sun Microsystems’tayken başlattığı Alertbox yazıları ve 1998’de Don Norman ile kurduğu Nielsen Norman Group aynı şeyi tekrarladı: insan siteye içerik için geliyor, başlık H1 ve H2 olarak işaretlenmeli, gezinme tahmin edilebilir olmalı. 2000’de yayımladığı “Flash: 99% Bad” yazısı bu çizginin en sert ifadesiydi.
Geriye bakınca Nielsen’in nerede haklı, nerede fazla ileri gittiği ayırt edilebiliyor. İşin formla, aramayla, tarifeyle yürüdüğü yerlerde (banka, kamu, e-ticaret sepeti) ölçümleri hâlâ geçerli. Marka anlatan, portfolyo gösteren, bir kez gezilip bırakılan sitelerde ise “kullanıcı okumaz, tarar” önermesi o sitenin niye var olduğunu ıskalıyor. Kendi sitesi nngroup.com bu ayrımın canlı örneği: okunmak için tasarlanmış, beğenilmek için değil.
Zeldman: tartışmayı asıl kazanan taraf
Zeldman 1995’te kendi sitesini kurdu, 1998’de hem A List Apart’ı hem Web Standards Project’i başlattı. Tavrı ikisinden de pragmatikti: bir yandan tarayıcı üreticilerine baskı yapıp CSS’i düzgün uygulatmak, bir yandan tasarımcıya o standartların içinde iş yapmayı öğretmek. 2003’te çıkan Designing with Web Standards bu işin el kitabı oldu.
Yeni başlayanlara verdiği tavsiye, yani beğendiğiniz siteyi açıp kaynağını okuyun, o gün öğrenmenin en kestirme yoluydu. Bugün çoğu sitede işe yaramaz, çünkü kaynak dediğiniz şey derlenmiş bir JavaScript paketi. Yerini geliştirici araçlarındaki eleman denetçisi aldı. Niyet aynı, kapı değişti.
1997’de iki teknoloji birden geldi
CSS, W3C tavsiyesi olarak 1996’nın sonunda yayımlanmıştı; sorun şartnamede değil uygulamadaydı. Netscape ile Internet Explorer aynı kuralı farklı yorumluyor, tasarımcı fiilen iki ayrı sayfanın bakımını yapıyordu. Flash ise eklentiyi kurmuş herkeste birebir aynı görünüyordu. Tasarımcının neden Flash’a koştuğunu anlamak için başka sebep aramaya gerek yok.
Yaygın anlatı şöyle özetleniyor: standartlar kazandı, Flash kaybetti. Kronoloji bunu desteklemiyor. Nielsen’in eleştirisinden sonra Flash on yıl daha büyüdü. Kırılma, 2007’de iPhone’un eklentiyi hiç desteklememesi, 2010’da Apple’ın bu kararı açık mektupla gerekçelendirmesi ve Adobe’nin 2020 sonunda desteği tamamen kesmesiyle geldi. Tartışmayı bitiren şey daha iyi argüman değil, dağıtım kanalının sahibiydi. Standartlar tarafı haklıydı; ama haklı olduğu için değil, karşı tarafın kapısı kapandığı için kazandı.
Aynı kavga, yeni isimlerle
90’lardan kalan ders “tablo kötü, CSS iyi” değil. Tasarımcı her dönemde, kontrol karşılığında taşınabilirlikten vazgeçmeyi teklif eden bir araç buluyor ve teklif her seferinde makul görünüyor. Spacer GIF gitti, yerine ekranda ilk pikseli göstermek için yüz kilobaytlarca JavaScript indirten arayüzler geldi. Siegel’in sorusu da Nielsen’in cevabı da yerinde duruyor, sadece dosya uzantıları değişti.
Kaynaklar