Tasarımda Başarı: Ölçütü Projenin Başında Tanımlamak
Bir projenin başarı ölçütü baştan yazılmadıysa, iş bittiğinde ölçüt kendiliğinden belirir: gelir rakamı. Geriye kalan her şey, erişilebilirlik, kullanıcının harcadığı zaman, altyapının sonraki yıl çıkardığı fatura, ölçülmediği için tartışmaya bile girmez. Peki ölçütü baştan yazmak pratikte neye benziyor?
Ölçüt yazılmazsa, boşluğu para doldurur
Kickoff toplantısı çoğu ajansta kapsam konuşmasıdır: kaç sayfa, hangi modüller, ne zaman teslim. Başarı kelimesi geçtiğinde de karşılığı genelde trafik ya da dönüşüm oranı olur. Bunlar kötü ölçütler değil, eksik ölçütler.
Aynı toplantıda cevaplanabilecek başka sorular da var. Bu ürün kullanıcının gününden ne kadar zaman alacak, aldığı zamanın karşılığını veriyor mu? Ekranı okuyucuyla gezen biri formu tek başına doldurabilecek mi? Altı ay sonra içeriği güncelleyecek kişi geliştirici olmak zorunda mı? Bu üçünün cevabı sözleşmeye yazılabilir, yazılmadığında ise kimsenin sorumluluğunda değildir.
Müşteriyle başarı tanımını açıkça konuşmanın maliyeti bir toplantı. Konuşmamanın maliyeti, proje sonunda tarafların birbirine farklı bir ürünü teslim ettiğini fark etmesi.
Etik karar, arayüzün içinde verilir
Etik tasarım tartışması hızla ilke listesine dönüşüyor ve orada kalıyor. Oysa etik kararların çoğu somut ve küçük yerlerde alınır: varsayılan olarak hangi kutu işaretli geliyor, iptal bağlantısı kaydolma butonuyla aynı büyüklükte mi, bildirim izni ilk saniyede mi isteniyor.
Bu kararların ortak özelliği, kısa vadede metriği yukarı çekmeleri. Önceden işaretli bülten kutusu abone sayısını artırır. Zorlaştırılmış iptal akışı churn rakamını güzelleştirir. Ölçüt sadece bu rakamlarsa, tasarımcı doğru olanı yaptığında panoda kaybediyor görünür. Sorun tasarımcının niyeti değil, panoda yalnızca bir sütunun bulunması.
Bu yüzden etik hedefin ölçülebilir bir karşılığı olmalı: iptal akışının kaç adım olduğu, izin isteğinin kaçıncı ekranda çıktığı, formun kaç zorunlu alan içerdiği. Bunlar sayılabilir şeyler ve ilke cümlelerinin aksine denetlenebilirler.
Sürdürülebilirlikte azaltılan şey ne?
Dijital sürdürülebilirlik konuşulurken üç öneri neredeyse otomatik geliyor: yeşil hosting, görsel optimizasyonu, yeniden kullanılabilir bileşenler. İlk ikisi doğrudan işe yarar, transfer edilen bayt gerçekten azalır.
Üçüncüsünü aynı yere bağlamam. Bileşen kütüphanesi kaynak tasarrufu sağlamaz, geliştirici zamanı tasarrufu sağlar; çoğu durumda tarayıcıya giden JavaScript o sayfa için elle yazılacak olandan daha büyüktür, çünkü kütüphane sizin kullanmadığınız varyantları da taşır. İkisi de değerli, ama farklı şeyler. Aynı cümlede toplandığında ekip, aslında hiç azalmamış bir sayıyı azalttığını sanır.
Ölçü basit ve elde: sayfanın toplam transfer boyutu. Yeni bir kütüphane girdikten sonra bu sayı arttıysa, o karar hız ve bakım kolaylığı adına alınmıştır, çevre adına değil. Kararı vermeyin demiyorum, doğru gerekçeyle verin diyorum.
Ölçtüğünüz şey gerçekten o mu?
Erişilebilirlik puanı bu sorunun en net örneği. Otomatik denetim araçları makinenin karar verebileceği şeyleri kontrol eder: alt niteliği var mı, kontrast oranı yeterli mi, etiket girdiye bağlı mı. Bunlar gerçek hatalar ve bulunmaları iyi.
Ama alt metninin görseli anlatıp anlatmadığına, sekme sırasının mantıklı olup olmadığına, hata mesajının ekran okuyucuya duyurulup duyurulmadığına makine karar veremez. Yüksek puan, otomatikleştirilebilir kontrollerden geçtiğinizi söyler, sitenin kullanılabildiğini değil. Klavyeyle tek bir kritik akışı baştan sona denemek, puanı doksandan doksan beşe çıkarmaktan daha fazla şey öğretir.
Aynı şey diğer ölçütler için de geçerli. Site hızı puanı laboratuvar koşullarını ölçer, saha verisi gerçek kullanıcıyı. Memnuniyet anketi cevap verenleri ölçer, vazgeçip gidenleri değil. Ölçütü seçerken sorulacak soru, sayının yüksek olup olmadığı değil, sayının hangi soruyu cevaplayamadığı.
Bu yüzden ölçüt listesi kısa olmalı ve her maddesinin yanında bir sınır cümlesi durmalı. Üç ölçüt ve neyi göremedikleri, on beş ölçüt ve bir gösterge panelinden daha dürüst bir tablo verir.
Kaynak