Zealous Burnout: Hızlanarak Tükenmek
Tükenmişlik denince akla enerjisi biten, işine ilgisi sönen insan gelir. Oysa bazıları tükendikçe yavaşlamaz, hızlanır: iş arttıkça daha fazlasını üstlenir, yorgunluğu bir sonraki hedefle bastırır. Zealous burnout dediğimiz tablo bu. Klasik tarife uymadığı için de genelde kişi duvara toslayana kadar kimse bir şey fark etmiyor.
Dışarıdan görünen tablo
Klasik tükenmişlikte iş yapmak ağırlaşır, sabah kalkmak zorlaşır, ilgi söner. Burada öyle bir yavaşlama yok. Kişi yorulduğunu fark eder ve çözüm olarak tempoyu artırır, çünkü bugüne kadar her sıkışıklığı fazladan çalışarak aşmıştır.
Belirtiler de olumsuz değil, olumlu görünür:
- Hedefe varınca tatmin yerine hemen bir sonraki hedefin gelmesi
- Dinlenmeyi ödül sayıp hak edilmedikçe ertelemek
- Uyku, yemek, hareket gibi şeylerin sürekli bir sonraki haftaya kayması
- Başarı sayısı arttıkça yetersizlik hissinin de artması
Çevre bunu tükenmişlik diye okumaz, çalışkanlık diye okur. Bir dönem şirkette en yoğun çalışan arkadaşın iznini üst üste iki kez ben erteletmiştim, sonra işi bırakınca da şaşırmıştım.
Peki bu alışkanlık nereden geliyor
Çoğunlukla erken yaştan. Yapabilen çocuk rolü verilmiş, sorumluluğu yaşından önce üstlenmiş, kendi ihtiyacını sıranın en sonuna koymayı öğrenmiş biri, yetişkinlikte bunu iş tanımına çevirir. Yetmeme duygusu da iş yüküyle değil ölçütle ilgilidir: çıta her ulaşıldığında yukarı taşınıyorsa yeterlilik hiçbir zaman gelmez.
Ev içi bakım yükünü de taşıyanlarda döngü iki koldan çalışır; bu yük hâlâ ağırlıklı olarak kadınların üzerinde. İşyerinde görünmeyen mesai evdeki görünmeyen mesaiyle birleşince, kişinin "ben zaten hep böyleyim" demesi için epey neden birikiyor.
Öz-değerlendirme listelerinin açığı
Bu konudaki yazılar genelde bir soru listesiyle biter: mutlu musun, hayır diyebiliyor musun, en son ne zaman kendin için bir şey yaptın. Listenin sorunu, tam da işe yaraması gereken yerde çalışmaması. Zealous burnout'taki kişi bu soruları kendine sorar ve dürüstçe "iyiyim" cevabını verir, çünkü üretkenlik gerçekten iyi hissettirir. Yani ölçüm aracı, ölçtüğü şeyin bozduğu bir duyguya bağlanmış oluyor.
Hisse değil ize bakmak daha güvenilir. Takvimde son üç ayda hiç iş açılmayan kaç gün var? Son devrettiğin iş hangisiydi? Bu hafta kaç saat uyudun, tahminin değil, gerçek sayı? Bu soruların cevabı ruh halinden bağımsız ve tartışmaya kapalı.
Ne işe yarıyor
Mola ver, uyu, yürüyüşe çık türü tavsiyeler yanlış değil ama bu tabloda genelde tutmaz, çünkü kişi onları da performans kalemine çevirir: meditasyon serisi, uyku skoru, haftalık adım hedefi. İrade zaten sorun değil, fazlasıyla var. Eksik olan sınır.
Dışarıdan konan sınırlar bu yüzden daha çok işe yarıyor. Takvimde kimseye açılmayan bir blok, iptali zor bir tatil rezervasyonu, bir işi devredip sonucuna karışmamak. Bir de birine hesap vermek: kendine söz vermek bu profilde çalışmıyor, kendine verilen sözü ilk feda eden yine kendisi oluyor.
Peki ya kişi bu tempoyu gerçekten seviyorsa? Sevmesi gayet mümkün; mesele tempo değil zaten. Sorun, hızın tek çözüm haline gelmesi. Yorgunluk, belirsizlik, can sıkıntısı, hepsi daha çok çalışarak karşılanıyorsa elinizde tek aletli bir kutu var demektir.
Kaynak