Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Web Metinlerinde Okunabilirlik: Vurgu Bir Bütçedir

Web İçeriğinde Tarama Davranışı, Vurgu Dengesi ve SEO Mitleri

Web'de yazılan metin okunmaz, taranır. Nielsen Norman Group'un ölçümlerine göre ziyaretçi ortalama bir sayfadaki kelimelerin ancak %20 ila %28'ini okuyor. Buradan çıkarılan sonuç genellikle "kısa yaz" oluyor, oysa asıl soru başka: okunacak o beşte biri sen mi seçiyorsun, yoksa sayfa mı rastgele seçiyor?

Göz sayfayı nasıl geziyor

Ekrandaki metin soldan sağa, yukarıdan aşağıya değil, sıçraya sıçraya okunuyor. Göz izleme çalışmalarında tekrar tekrar çıkan F ve S desenleri bunun izi. İlk satırlar görece dikkatli okunuyor, aşağı indikçe bakış sol kenara yaslanıyor ve yalnızca satır başlarını, başlıkları, listelerin ilk kelimelerini topluyor.

Pratikte bunun tek bir karşılığı var: bir başlığın ilk iki kelimesi, geri kalanından daha değerli. "Kullanıcı Deneyimini Etkileyen Bazı Önemli Faktörler" başlığı tarayan göz için sadece "Kullanıcı Deneyimini" kadar. Aynı bölüme "Yükleme süresi formu nasıl yarıda bıraktırıyor" dersen ilk iki kelime konuyu zaten söylemiş olur.

Vurgu bir bütçedir

Kalın yazı bir özellik değil, bir kontrast. Çevresindeki metin normal kaldığı sürece çalışır. Bir paragrafta beş ifadeyi kalınlaştırdığında vurgulanmış bir şey kalmaz, elinde iki farklı gri tonunda bir metin olur.

Sayıya dökmek işi kolaylaştırıyor. 600 kelimelik bir sayfada 60 kelimeyi kalın yaptıysan metnin onda biri "buraya bak" diye işaretlenmiş demektir, ve göz onda birlik bir alanı ayırt edilir bir sinyal olarak görmez. Aynı bütçe başlıklara, listelere, renkli uyarı kutularına da ortak: hepsi aynı dikkat havuzundan harcıyor. Peki sayfanın tamamı vurguysa ne oluyor? Okuyucu kendi okuma sırasını kendisi kurmak zorunda kalıyor, ve çoğu bunun yerine sayfayı kapatmayı seçiyor.

Paragraf başına en fazla bir vurgu, çoğu sayfada fazlasıyla yeterli.

Liste, gerçekten liste olan yerde

Madde işaretleri metni sindirilebilir yapmaz. Yaptığı şey, öğeler arasındaki bağı silmektir. Bu bazen tam olarak istediğin şeydir: desteklenen dosya türleri, kontrol edilecek alanlar, kabul kriterleri. Öğeler birbirine denk ve sırasızsa liste doğru biçimdir.

"Önce ölçersin, çünkü ölçmeden hangi ekranın yavaş olduğunu bilemezsin, ölçtükten sonra da zaten listenin yarısı düşer" cümlesini üç maddeye böldüğünde geriye üç bağımsız tavsiye kalır ve "çünkü" kaybolur. İçerik rehberlerinde listeye çevrilmiş şeylerin büyük kısmı aslında paragraf. Nedensellik varsa cümlede kalsın.

SEO tavsiyelerinin hangisi tutuyor

Bu konuda dolaşan iki tavsiye var, ikisi de yanlış.

Birincisi, hemen çıkma oranının bir sıralama sinyali olduğu. Google bunu birden fazla kez açıkça yalanladı, üstelik mekanizma olarak da tuhaf olurdu: o metrik Google'ın arama tarafında değil, senin sayfana koyduğun izleme kodunda hesaplanıyor, dolayısıyla sayfayı ölçmeyen bir sitenin böyle bir değeri hiç olmuyor. Ölçüm aracını değiştirince değişen bir sayı, sıralama girdisi olamaz.

İkincisi LSI anahtar kelimeler. Ortada öyle bir mekanizma yok, terim eski bir bilgi erişim yönteminden ödünç alınıp SEO jargonuna yapıştırılmış durumda. Eş anlamlı ve ilişkili terim kullanmak yine de işe yarar, ama sebebi gizli bir algoritma değil: konuyu gerçekten bilen biri zaten o kelimeleri kullanır.

Tutan kısım daha sıkıcı. Sayfa tek bir soruya cevap versin, başlık o soruyu insanların arattığı haliyle karşılasın, cevap sayfanın üstünde dursun. Bir sayfaya üç ayrı soruyu sığdırdığında üçü için de ikinci sayfada kalıyorsun.

Satır uzunluğu ve mobil

Okuma zorluğunun görünmeyen sebebi çoğu zaman font boyutu değil, satır genişliği. Gözün satır sonundan bir sonraki satır başına dönmesi, satır uzadıkça zorlaşıyor ve okuyucu aynı satırı ikinci kez okumaya başlıyor.

Bunu bir okunabilirlik eklentisine bırakma, gövde metnine max-width: 65ch verirsin, iş biter. ch birimi kullanılan fontun sıfır karakterinin genişliği demek, yani ölçü piksele değil metnin kendisine bağlanıyor: fontu değiştirdiğinde satır uzunluğu kendiliğinden doğru kalıyor.

Mobil tarafta da tarayıcıyı daraltarak test etmek yetmiyor. Gerçek telefonda, gerçek parmakla, mümkünse dışarıda ve tek elle bakmak gerekiyor, çünkü masaüstünde fark edilmeyen şey genelde kontrast ve dokunma alanı oluyor.