Site Navigasyonu: Kategori Genişliği, Menü Derinliği ve Geri Dönüş Yolları
Bir ziyaretçi sitenize ne aradığını bilerek gelir. Navigasyonun tek işi, o şeyi bulana kadar geçen süreyi kısaltmaktır. Menü tasarımını estetik bir mesele gibi konuşmak yerine şu soruyla ilerlemek daha verimli: kullanıcı şu an nerede olduğunu ve bir sonraki tıklamanın onu nereye götüreceğini görebiliyor mu?
Kategoriler ne kadar geniş olmalı?
Ana kategoriler kullanıcının zihnindeki kabalıkta olmalı. Bir teknoloji mağazasında “Bilgisayarlar”, “Mobil Cihazlar”, “Aksesuarlar” işe yarar; “Ultrabook Kılıfları” ana başlık olamaz, çünkü kullanıcı aramaya o kadar dar bir niyetle başlamaz. Ana başlıklar daraldıkça menü uzar, menü uzadıkça tarama maliyeti artar ve kullanıcı okumak yerine sayfada gözle süzmeye geçer.
Peki ya ters yön? Fazla geniş kategoriler de aynı kapıya çıkar, sadece maliyet bir tık ileri ötelenir: kullanıcı doğru başlığı bulur ama içeride yüzlerce öğeyle karşılaşır. İkisi arasındaki dengeyi kestirmek için basit bir hesap yeterli.
Derinlik: iki seviye çoğu zaman zaten yetiyor
Her seviyede sekiz dal açan iki seviyeli bir menü 64 son noktayı kapsar, üç seviyeli olanı 512'yi. Yani birkaç yüz sayfalık bir siteyi iki seviye rahat taşır, birkaç bin sayfalık bir katalog üçüncü seviyeyi bile tam doldurmaz. Dördüncü seviyeye ihtiyaç duyduğunuzu düşünüyorsanız sorun genellikle derinlikte değil, kategori adlarındadır: dallanma dar kalmış, ağaç yukarı doğru şişmek yerine aşağı doğru uzamıştır.
Menü etiketleri de kısa olmalı, ama kısalık uğruna belirsizleşmemeli. “Çözümler” gibi bir başlık iki kelime tasarruf ettirir ve karşılığında kullanıcıya hiçbir şey söylemez.
Aynı alt kategori iki ana başlık altında durabilir mi?
Klasik örnek: “Harici Depolama”, hem “Bilgisayarlar” hem “Kameralar” altında görünsün. Kulağa cömert geliyor, çünkü kullanıcıya iki farklı yoldan aynı yere varma imkânı veriyor.
Bu çoklu asmayı, tek kanonik yol artı filtre çiftinden daha kırılgan bulurum. Sebebi şu: içerik iki ayrı yolda göründüğü anda iz yolu (breadcrumb) da oturuma bağlı hale gelir, kullanıcı aynı ürünü ikinci ziyaretinde beklediği yerde bulamaz. URL'ler de çoğalırsa aynı sayfa iki adresten erişilebilir olur ve canonical etiketi artık isteğe bağlı değildir. Depolamayı tek bir yere koyup “kamerayla uyumlu” filtresi eklemek hem iz yolunu sabit tutar hem de tarama tarafında hiçbir borç bırakmaz.
Geri dönüş yolları
Kullanıcı nadiren tek bir sayfaya bakıp karar verir; iki üç seçeneği açıp aralarında gider gelir. Bu gidiş gelişi tarayıcının geri düğmesine bırakmak, uzun bir filtreleme adımından sonra çalışmaz. “Son görüntülenenler” kutusu tam bu boşluğu doldurur ve uygulaması da düşündüğünüz kadar büyük iş değildir: oturumda tutulan kısa bir kimlik listesi yeterlidir.
Aynı mantık ana sayfadaki görseller için de geçerli. Bir ürün fotoğrafı tıklanabilir değilse kullanıcı onu menüden yeniden aramak zorunda kalır. Görseli bağlantıya çevirmek, bulma süresinden koca bir adım siler.
Mobilde ne değişiyor?
Mobilde ekran alanı azalır ama asıl kaybolan şey çevresel görüş: masaüstünde tek bakışta görünen yatay menü, telefonda bir düğmenin arkasına saklanır. Bu yüzden mobilde kategori mimarisinin sadeliği daha çok işe yarar, açılır kapanır menünün marifeti değil. Menüyü açtıktan sonra üçüncü seviyeye inmek için parmakla dolaşmak gerekiyorsa, o yapı telefonda pratikte kullanılmıyor demektir.
SEO tarafı
İyi kurulmuş bir kategori yapısının arama motoruna faydası dolaylıdır: iç bağlantılar sayesinde derindeki sayfalar ana sayfaya daha az tıklama uzaklığında kalır, iz yolu işaretlemesi de sonuç sayfasında kullanıcıya sayfanın site içindeki yerini gösterir. Menü başlıklarını anahtar kelimeyle doldurmak ise ters teper; kullanıcı “Ürünlerimiz ve Hizmetlerimiz Kategorisi” yazan bir menü öğesini okumaz bile.
Kaynaklar