Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Yalın Dil Web İçeriğinde Neyi Çözer, Neyi Çözmez

Web İçeriğinde Yalın Dil, Okunabilirlik ve SEO İlişkisi

Yalın dil tavsiyesi doğru, ama gerekçesi çoğu yerde yanlış kuruluyor. Kısa cümle kurmak tek başına sıralama getirmez; okuyucunun aradığı cevaba ulaşma süresini kısaltır, sıralamaya etkisi varsa bunun üzerinden dolaylı olur. Bu ayrım gözden kaçınca metin hem okuyucuya hem arama motoruna yaranmaya çalışan, ikisine de yaramayan bir şeye dönüşüyor.

Sade dil önce okuma süresini düşürür

Ziyaretçi bir sayfaya çoğunlukla tek bir soruyla gelir. Cevabı hızlı bulamazsa geri döner. Karmaşık cümle, cevabı geciktirdiği için zarar verir, süslü olduğu için değil. Bu ayrım pratikte işe yarıyor: "sadeleştir" tavsiyesini metnin tamamına eşit şekilde uygulamak yerine, cevabın bulunduğu yere uygularsınız. Bir yöntem yazısında ilk üç paragraf ne kadar temizse, uzun teknik ekin biraz yoğun olması o kadar sorun olmaz.

Taslağı kontrol ederken genelde tek bir soruya bakarım: sayfayı ilk kez açan biri, aradığı cevabı kaydırmadan görüyor mu? Cevap hayırsa sorun genellikle kelime seçiminde değil, sıralamadadır. Başlığın altına konu anlatımıyla başlayıp cevabı ortada bir yere saklamak, en sık rastlanan hata.

Anahtar kelime yoğunluğu tavsiyesi kendi kendini yiyor

"Doğal yaz, anahtar kelimeyi metnin akışına yedir" ile "yoğunluğu %1-2 arasında tut" aynı metinde yan yana duramaz. 800 kelimelik bir yazıda bu aralık 8 ile 16 tekrar demek. Konuyu bilen biri yazdığında bu sayı zaten kendiliğinden çıkar ya da çıkmaz; hedefi tutturmak için geri dönüp tekrar eklediğiniz anda doğallık iddiası biter. İkisinden birini seçmek gerekiyor, ben okuyucuya yazmayı seçerim.

Arama motorlarının sade metni doğrudan ödüllendirdiği iddiası da bu kadar net değil. Ölçülebilen şey davranış: sayfaya gelen kişi cevabı bulup kalıyor mu, yoksa sonuç sayfasına dönüp başka bir bağlantıya mı tıklıyor. Yazının okunabilirlik puanı bu davranışın nedeni değil, olsa olsa göstergesi.

URL'yi baştan kurun, sonra dokunmayın

Kısa ve anlamlı URL yapısı hem ziyaretçiye hem tarayıcıya sayfanın ne olduğunu söyler. Asıl mesele, bunun sonradan düzeltilmesi ucuz olmayan bir karar olması. Yayınlanmış bir adresi değiştirdiğinizde eski adres için kalıcı yönlendirme kurmanız gerekir ve o yönlendirme kuralları yıllar içinde birikir; iki yıl sonra kimse hangi kuralın hâlâ gerekli olduğunu bilmez. Adres şemasını ilk yayından önce oturtmak, sonradan yapılan her temizlikten daha az iş çıkarır.

Bağlantılar için de aynı ölçü geçerli. Metnin ortasına, okuyucunun o cümlede gerçekten merak edeceği bir yere konan tek bir bağlantı, sonuna eklenen on maddelik listeden daha çok tıklanır.

Paragraf uzunluğu kural değil, sonuçtur

Ginny Redish'in web yazarlığı üzerine anlattığı şey kelime seçiminden çok akışla ilgiliydi: her paragraf tek bir fikri taşısın, sonraki paragraf onun üstüne binsin. "Her 2-4 satırda yeni paragraf açın" tavsiyesi bunun mekanik özeti ve tek başına uygulandığında metni bölünmüş ama yine dağınık bırakır. Fikir bittiğinde paragrafı kapatın; bazen bu iki satır, bazen altı satır eder.

Aynı şey madde listeleri için de doğru. Liste, sırası olmayan ya da birbirinden bağımsız öğeler için iyi bir biçim. Birbirine bağlanan bir düşünceyi maddelere bölünce okuyucu bağlantıyı kendi kurmak zorunda kalıyor.

Kitleyi tanımak, dili basitleştirmekten önce gelir

Tıbbi cihaz üreticisine yazarken terimi açıklamak zaman kaybı, aynı terimi hasta yakınına açıklamamak ise metni işe yaramaz kılar. "Sade yaz" tavsiyesi bu iki durumda farklı şeyler ister. Okuyucunun neyi zaten bildiğini kestiremiyorsanız, sadeleştirme kararlarının çoğunu tahminle veriyorsunuz demektir; kendi müşteri sorularınıza ya da arama terimlerine bakmak bu tahmini ucuza düzeltir.

Taslağı bitirdikten sonraki dört kontrol

  1. Cevap ilk ekranda mı, yoksa girişten sonra mı başlıyor?
  2. İki paragraf aynı şeyi mi söylüyor? Biri gider.
  3. Cümleyi sesli okuduğunuzda nefes almak için durmanız gerekiyor mu?
  4. Kalın yazılmış her ifade gerçekten vurgu mu, yoksa alışkanlık mı?

Kaynak