Freelance Tasarımda Fiyatlandırma: Taban Ücret Formülü Nerede Tutmaz?
Freelance fiyatlandırma yazılarının çoğu aynı formülde birleşir: yıllık gideri topla, haftaya böl, faturalanabilir saate dağıt. Formül işe yarıyor, ama içine gömülü varsayımlar genelde söylenmiyor ve yanlış çıktıklarında farkı sen ödüyorsun. Aşağıda hesabın nerede tuttuğunu, nerede sessizce eksik kaldığını ayırıyorum; saatlik ile sabit fiyat arasındaki seçimi de işin türüne değil, kapsamın netliğine bağlıyorum.
Taban ücret kâr değil, hayatta kalma sınırı
Yaygın hesap şöyle işler: bir yılda çıkan bütün giderleri topla (kira, faturalar, vergi, donanım, yazılım, sigorta, yemek), hafta sayısına böl, haftalık faturalanabilir saate dağıt. Çıkan rakam saatlik taban ücretindir.
Buraya kadar sorun yok. Sorun, bu rakamın çoğu yerde "fiyatım" diye sunulması. Taban ücret başa baş noktasıdır: o fiyattan çalıştığın her saat giderini karşılar, cebine bir şey bırakmaz. Birikim, vergi sürprizi, boş geçen ay, ekipman yenileme, hepsi bunun üstüne eklenir. Taban ücret teklif yazarken bakılan sayı değil, "bu işi almalı mıyım" diye düşünürken bakılan sayıdır.
Formüldeki 52, hiç izin yapmadığını varsayıyor
Yıllık gideri 52'ye bölmek, yılın elli iki haftasının da çalışılabilir olduğunu kabul eder. Dört hafta izin kullanırsan faturalanabilir hafta sayın 48'e iner, giderin aynı kalır. Taban ücretin yaklaşık %8 yukarı kayar (52/48 ≈ 1,08).
Bu ayrıntı, formülün sonuna eklenmesi önerilen %10'luk emniyet payıyla birlikte okununca daha rahatsız edici hale geliyor. O pay öngörülemeyen giderler için düşünülmüştür; izin haftalarını hesaba katmadıysan zaten orada erimiştir. İki ayrı riski aynı %10 ile karşılamaya çalışırsın.
Haftalık 25 faturalanabilir saat varsayımı da tartışmaya açık. Kırk saatlik bir haftada bu %62,5 verimlilik demek: teklif yazma, müşteri yazışması, muhasebe, pazarlama ve iş arama kalan on beş saate sığacak. Yeni başlayan biri için fazla iyimser bir oran. Kendi süreni ölçmediysen 20 saatle hesapla, üç ay ölçtükten sonra düzelt.
Saatlik mi, sabit fiyat mı
Cevap işin türüne göre değil, kapsamın ne kadarının yazılı olduğuna göre değişir.
Sabit fiyat, tahmin riskini bütünüyle sana yükler. Kapsam yazılıysa ve revizyon turu sayısı sözleşmede duruyorsa bu risk yönetilebilir; hızlı çalıştığında kazancın da artar. Kapsam "bir bakarız, yolda konuşuruz" seviyesindeyse sabit fiyat vermek, bilmediğin bir işin sigortasını bedava yazmak demektir.
Saatlik ücret belirsizlikte doğru araçtır, çünkü kapsam büyüdükçe ödeme de büyür. Karşılığında müşteriye toplam maliyet taahhüdü veremezsin; tavan saat koymak bu rahatsızlığı büyük ölçüde çözer.
Süre tahminini geçmiş işlerin kendi kayıtlarımdan çıkarırım. Hafızaya sorduğumda tahmin her seferinde iyimser çıkıyor, kayda sorduğumda çıkmıyor.
Teklifte fiyattan önce kapsam gelir
Fiyat tartışmalarının çoğu aslında kapsam tartışmasıdır ve iş başladıktan sonra çıkar. Teklifi şu kalemler üzerine kurmak bunu büyük ölçüde önler:
- Teslim edilecek şeyi sayıyla yaz: kaç ekran, kaç varyant, kaç revizyon turu.
- Revizyon turları bittikten sonrasının saatlik ücreti teklifte görünsün.
- Bakım, destek, küçük düzeltme baştan fiyatlansın; sonradan konuşulan iş ücretsiz sayılıyor.
- Kaynak dosya devri ve kullanım hakları ayrı bir kalem.
Fiyat psikolojisi tavsiyelerine ihtiyatlı yaklaşmakta fayda var. 4999 gibi rakamların "yuvarlak oldukları için akılda kaldığı" söylenir, oysa o rakam yuvarlak değil, tam tersi: 5000'in bir eksiği. Birbirine karışmış iki ayrı iddia var ortada. Yuvarlak rakam pazarlıksız ve profesyonel durur, eksiltilmiş rakam perakende rafını çağrıştırır. Hizmet satıyorsan ilkine yakın durmak işine yarar.
Fiyat bir kez kurulup bırakılmıyor
Gider tarafı her yıl değişiyor, fiyat sabit kalırsa reel olarak ucuzluyorsun. Yılda bir kez taban hesabını güncel rakamlarla yeniden yap. Zam bildirimini de yeni bir işe başlamadan önce yolla, iş ortasında değil. Bir de şu var: portföy büyüdükçe rakamı yükseltmek yerine iş seçme eşiğini yükseltmek genelde daha az sürtüşme yaratıyor.
Kaynaklar