Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Freelance Çalışırken Şirket Türü: Şahıs mı, Limited mi?

Şahıs İşletmesi, Ortaklık, Limited ve Offshore: Freelancer'a Hangisi Uyar?

Freelance çalışmaya başlarken şirket türü sorusu genelde kurulum maliyeti üzerinden tartışılır: şahıs ucuz ve hızlı, limited pahalı ve hantal. Bu karşılaştırma doğru, ama yalnızca ilk yıl için doğru. Asıl ayrım kâr belli bir seviyeyi geçtiğinde vergi tarifesinin nasıl davrandığında ve bir şey ters gittiğinde borcun kimin üstüne yazıldığında ortaya çıkıyor.

Şahıs işletmesi: ilk yılın doğru cevabı

Serbest çalışmaya yeni başlayan birinin şahıs işletmesi dışında bir şeye ihtiyacı olması nadirdir. Kayıt hızlı, defter basit, aylık muhasebe gideri limitedin çok altında. Gelir düzensizken sabit giderin düşük kalması tek başına yeterli bir gerekçe.

Karşılığında ödediğin bedel şu: işletme ile senin aranda hukuki bir duvar yok. İş borcu senin borcun, icra takibi senin adına açılır, ev de araba da aynı malvarlığının içinde. Küçük bütçeli, ön ödemeli işler yaparken bu risk teorik kalır. Kabul ettiğin işin büyüklüğü tek bir müşterinin ödemesine bağımlı hale geldiğinde teorik olmaktan çıkar.

Peki şahıs işletmesi ne zaman pahalıya döner?

Kaynak metinlerin çoğu şahıs işletmesini "basit vergilendirme" diye geçiştirir ve orada durur. Atlanan şey, iki yapının vergiyi bambaşka şekilde hesaplamasıdır. Şahıs işletmesinde kazanç artan oranlı gelir vergisi tarifesine girer; dilimler yüzde 15'ten başlar ve üst dilimde yüzde 40'a çıkar. Limitedde kurum kazancı sabit oranla vergilenir, sen ancak kâr payı dağıttığında ikinci bir vergiye muhatap olursun.

Bunun pratik sonucu, kimsenin başlangıçta söylemediği bir eşiğin varlığıdır: kâr düşükken şahıs açık ara ucuz, kâr üst dilime dayandığında makas tersine döner. Kazancının tamamını her yıl kendine çekiyorsan eşik yukarı kayar, şirkette bırakıp yatırıma dönüyorsan aşağı iner. Eşiğin tam yeri her yıl değişen tarifeye ve senin dağıtım alışkanlığına bağlı olduğu için genel bir rakam vermenin anlamı yok; mali müşavirine iki senaryoyu yan yana hesaplatmak yarım saatlik iş.

Adi ortaklık: risk bölünmez, çoğalır

Ortaklığın satış argümanı "riski paylaşmak"tır. Adi ortaklıkta olan bunun tam tersidir. Ortaklar borçtan müteselsilen sorumludur, yani alacaklı borcun tamamını hangi ortağa isterse ona yöneltebilir. Ödeme gücü olan hangisiyse ona yönelir.

Üç kişilik bir ortaklıkta her ortak riskin üçte birini değil, tamamını taşır. Üstelik artık kendi imzanın yanında iki kişinin imzasından da sorumlusundur. Riski bölmek istiyorsan aradığın yapı bu değil; ortaklığın gerçek kullanım alanı, mevzuatın sermaye şirketine izin vermediği ya da mesleki sorumluluğun zaten kişisel kaldığı alanlardır.

Limited şirket: duvar var, ama delikleri belli

Limitedin en çok konuşulan özelliği sınırlı sorumluluk. Doğru, fakat ilk duyulduğu haliyle değil. Türkiye'de bu duvarın iki bilinen deliği var ve ikisi de küçük şirketlerde neredeyse kural.

Birincisi banka. Yeni kurulmuş, bilançosu ince bir limitede kredi ya da POS limiti verilirken ortaktan şahsi kefalet istenir. Kefaleti imzaladığın anda o borç için sınırlı sorumluluk fiilen ortadan kalkar. İkincisi kamu alacakları. Ödenmeyen vergi ve SGK borcundan şirket müdürü şahsi malvarlığıyla sorumlu tutulabilir. Yani limited seni ticari alacaklıya karşı korur, devlete karşı korumaz.

Geriye kalan avantajlar yine de gerçek: kurumsal müşterilerin tedarikçi listesine girmek, ekibe adam almak, ileride hisse devriyle ortak veya yatırımcı katmak limitedde düzgün çalışır, şahısta çalışmaz. Bürokrasi ve muhasebe gideri de gerçek. Bu iki kalemi karşılaştırırken "bir gün lazım olur" diye erken kurmak yaygın bir hata; şirketi kapatmak açmaktan çok daha meşakkatli.

Offshore: çözdüğü sorun genelde sanılan sorun değil

Offshore şirket, vergi yükünü sıfırlayan bir düğme gibi anlatılır. Türkiye'de yerleşiksen o düğme yok. Tam mükellef gerçek kişi dünya genelindeki kazancı üzerinden burada vergilendirilir; şirketin kâğıt üzerinde nerede kurulu olduğu bu mükellefiyeti değiştirmez, kontrol ettiğin yurtdışı kurumun kazancına dair ayrı hükümler de vardır. Kalan tek kazanç, beyan etmeme kararıdır ki o da vergi planlaması değil, vergi kaçırmadır.

Bununla birlikte yurtdışı şirket kuran freelancerların büyük kısmının derdi vergi değil, tahsilat. Bazı ödeme altyapılarına ve uygulama pazarlarına ancak belirli ülkelerde kurulu bir tüzel kişilikle bağlanabiliyorsun. Bu meşru bir gerekçe ve tartışması da vergi tartışmasından tamamen ayrı yürütülmeli: önce "parayı hangi kanaldan alacağım" sorusunu çöz, sonra o yapının Türkiye'deki beyan yükümlülüğünü mali müşavirinle netleştir. Sıralamayı tersine çevirenler genelde ikinci soruyu hiç sormuyor.

Karar için pratik sıra

Şahıs işletmesiyle başla. Kârın artan oran üst dilimlerine dayandığında ya da müşteri profilin kurumsale kaydığında limitedi hesapla. Adi ortaklığa mesleki bir zorunluluk yoksa girme.

Şahıstan limitede geçme kararını benim durumumda vergi değil sözleşme masası verdirdi: kurumsal bir müşterinin satın alma birimi şahıs işletmesiyle çerçeve sözleşme imzalamıyordu. Bu tür bir tetikleyici geldiğinde geçiş yapmak zor değil, ama bedava da değil. Sözleşmeler, fatura zinciri, alan adı ve hosting kayıtları, ödeme sistemleri hep yeni tüzel kişiliğe taşınır. "Nasıl olsa sonra değiştiririm" doğru bir cümle; "nasıl olsa maliyetsiz değiştiririm" değil.

Kaynaklar