Tasarımcılar İçin Beş TED Konuşması: Ne Öğretirler, Nerede Çelişirler
TED sahnesindeki tasarım konuşmalarının çoğu on beş yıldan eski. Bu onları geçersiz kılmıyor, ama tek tek dinlendiğinde her biri kendi doğrusunu mutlak gibi anlatıyor; arka arkaya dinlendiğinde ise birbirini kesiyorlar. Aşağıdaki beş konuşma bu yüzden bir ilham listesi değil: hangisinin ne zaman haklı olduğunu ayırmak, konuşmaların kendisinden daha öğretici.
Bir konuşma neden tavsiye sayılmaz
TED formatı on sekiz dakikada tek bir fikri savunmak üzerine kurulu. Bu, konuşmacıyı istisnaları atmaya zorlar: koşullar, maliyetler ve yöntemin işlemediği durumlar sahnede yer bulmaz. Dolayısıyla bir konuşmadan çıkan şey uygulanacak bir yöntem değil, sınırlarını sizin çizeceğiniz bir iddiadır. Beşini de bu gözle dinleyin.
David Pogue, “Simplicity Sells” (2006)
Pogue sahneye elli tuşlu televizyon kumandaları ve altı adımda kapanan telefon menüleriyle çıkar. İddiası tek cümleyle özetlenir: kullanıcı özellik sayısına değil, bir işi bitirmek için verdiği karar sayısına bakar.
Buradaki ayrımı kaçırmamak gerekiyor. Sadelik, özellik silmek demek değil, ana yolu kısaltmak demek. Bir işlevin üründe bulunması sorun çıkarmaz; kullanıcının onu her seferinde görmek, okumak ve elemek zorunda kalması sorun çıkarır. İkisini karıştıran ekipler yıllardır aynı yere varıyor: ürünü fakirleştiriyor, buna karşılık arayüz aynı kalabalıklıkta kalıyor.
Konuşma iPhone tanıtılmadan bir yıl önce yapıldı. Bugün kolayca haklı görünmesi bundan. Yine de bir kehanet değil; o dönemde herkesin şikâyet ettiği ama kimsenin ürüne yansıtmadığı bir şeyin yüksek sesle söylenmesiydi.
R. A. Mashelkar, ultra düşük maliyetli ürünler (2009)
Mashelkar’ın çerçevesi kendi deyimiyle “Gandhian engineering”: azdan çok üretmek ve ürettiğini çoğa ulaştırmak. Fiyat burada tasarımın sonunda hesaplanan bir çıktı değil, en başta konan bir kısıt.
Öğrenilecek şey ucuzluk değil, kısıtın yöntem olarak kullanılması. Bir arayüzde karşılığı şudur: “kaç saniyede açılacak”, “kaç istekle çalışacak” sorularını işe başlamadan yanıtlarsanız, tasarım kararlarının yarısı kendiliğinden elenir. Aynı hedef sonradan konduğunda ise elinizde tasarım değil, temizlik işi olur.
Marian Bantjes tam ters yönü gösterir
Bantjes elle çizilmiş, aşırı süslü, saatler alan işler yapar ve konuşmasında kişisel imzayı savunur: iş, onu yapanın izini taşımalıdır. Pogue’un “çıkar, at” dediği yerde Bantjes “ekle, detaylandır” der. Aynı listede yan yana durmaları, listeyi hazırlayanların ikisini de dinlemediğini düşündürüyor.
Oysa çelişki yalnızca görünürde. Pogue’un konusu araç olan arayüzler: kullanıcı oradan çıkmak ister, ne kadar hızlı çıkarsa o kadar iyidir. Bantjes’in konusu varış noktası olan yüzeyler: kitap kapağı, afiş, bir markanın kimliği. Ekrandan çıkma isteği ne kadar güçlüyse Pogue o kadar haklı, ekranda kalma sebebi ne kadar güçlüyse Bantjes.
Bir web sitesinde bu ayrım aynı sayfanın içinde bile bölünür. Anasayfanın üst bandı Bantjes’e, ödeme formu Pogue’a aittir.
Stefan Sagmeister, mutluluk ve tasarım (2004)
Sagmeister bir yöntem anlatmaz, defter tutar: hayatında öğrendiklerini madde madde yazar, sonra o maddeleri işe dönüştürür. Konuşmanın popüler okuması “mutlu tasarımcı daha iyi tasarlar” şeklinde, ki bu haliyle ölçülemeyen bir slogan.
Daha kullanışlı okuma şu: Sagmeister işine sürekli kendi hayatından malzeme taşıdığı için işi taklit edilemez hale geliyor. Kopyalanabilir kısım mutluluk değil, defterin kendisi.
David Carson (2003)
Carson tipografi kurallarını bilerek kırar. Kimi işinde metin okunaksız hale gelir ve bu bilinçli bir tercihtir; konuşmasında sezgiyi, kuralı bilmenin önüne koyar.
Bunu yeni başlayan birine örnek olarak vermem. Carson kuralları biliyordu ve nerede kıracağını seçiyordu; aynı görüntü, ızgarayı hiç öğrenmemiş birinin elinde tercih değil tesadüf olur. Carson’ı sıraya koyarak izlemek gerekiyor: önce hiyerarşi, hizalama ve okunabilirlik, sonra bunların ne zaman feda edilebileceği.
Hangi sırayla izlemeli
- Pogue: ana yolu kısaltmak.
- Mashelkar: kısıtı en baştan koymak.
- Bantjes: her yüzeyin araç olmadığını görmek.
- Carson: kuralın ne zaman bırakılacağı, ama ilk üçünden sonra.
Sagmeister’ı bu sıranın dışında tutun. Diğer dördü işin nasıl yapılacağıyla ilgilenir, o ise çalışmanın kendisiyle. Sırayı bozmamanın faydası şu: her konuşma, bir öncekinin ne kadarını geri alabileceğinizi söylüyor. Tek başına dinlenen bir konuşma dinleyene zaten inandığı şeyi onaylatır, arka arkaya dinlenen beşi ise taraf tutmaya zorlar.