UX Sağduyudan İbaret mi? İddiayı Sınamanın Yolu
UX'in sağduyudan ibaret olduğu itirazı küçümseyici bir yerden gelir, ama içinde sınanabilir bir iddia taşır: doğru karar bariz ise, aynı problemi alan farklı ekipler aynı çözüme varmalı ve kimse ölçmeden de doğruyu bilmeli. Uygulamada ikisi de olmuyor. Bu, her kararın araştırma istediği anlamına da gelmez; sağduyunun nerede tuttuğu, nerede düzenli olarak yanıldığı bellidir.
Sağduyu dediğimiz şey çoğunlukla sonradan bakıştır
Bir kullanılabilirlik bulgusu, duyulduğu anda bariz gelir. "Kullanıcılar ikinci adımdan sonra formu bırakıyor" cümlesini kimse şaşırarak karşılamaz. Aynı soru testten önce sorulduğunda ise tahminler dağılır: kimi kayıt zorunluluğunu, kimi mobil klavyeyi, kimi ödeme adımını işaret eder. Sonuç geldiğinde kimse kendi tahminini hatırlamaz, sadece sonucu hatırlar ve onu baştan bildiğini sanır.
Ford'un Edsel'i bugün ders kitaplarında apaçık bir hata olarak durur. 1957'de aynı proje, sektörün en deneyimli insanlarına makul görünüyordu. Bariz olma niteliği kararın kendisinde değil, sonucu bildikten sonraki bakışta.
Ekipte "bu zaten belli" cümlesi geçtiğinde tartışmayı genelde şuna çeviririm: herkes kendi tahminini tek satırla yazsın, sonra beş kullanıcıyla bakalım. Tahminler yazılı olduğu için sonuç kimsenin hafızasına göre şekillenmiyor, ve beş kişi çoğu tartışmayı kapatmaya yetiyor.
Bariz olan herkes için aynı değil
Arayüzü yapan kişi sistemin modeline sahiptir. Formu yazan geliştirici hangi alanın hangi sırayla doğrulandığını, hata mesajının nereden geldiğini bilir. Kullanıcı yalnızca kırmızı yazıyı görür ve neyi düzelteceğini arar. Bu asimetri dikkatsizlikten değil, bilgi farkından doğar ve siz ürüne ne kadar uzun süre bakarsanız o kadar büyür.
Aynı problemi iki ayrı ekibe verin, iki farklı gezinme yapısı çıkar. İkisi de kendi tasarımcısına sağduyulu görünür. Sağduyu tek başına ölçüt olsaydı bu ayrışmanın olmaması gerekirdi.
Sağduyunun gerçekten yettiği yer
Alanın ürettiği bilginin bir kısmı yerleşti. Tıklanabilir şeyin tıklanabilir görünmesi, hata mesajının ne yapılacağını söylemesi, ana eylemin sayfada aranmaması: bunları her projede yeniden test etmek zaman kaybı. Küçük bir ekipte her kararı araştırmaya bağlamak, araştırmayı hiç yapmamakla aynı yere çıkar, çünkü bütçe ilk üç soruda biter.
Ayrım şurada: yerleşik bir örüntüyü uyguluyorsanız kaynak zaten var, tekrar ölçmeyin. Örüntüden sapıyorsanız ya da problem alanı size özgüyse, yani fiyatlandırma mantığı, sektöre özel terimler, çok adımlı bir kurulum akışı gibi bir şeyle uğraşıyorsanız, orada sağduyu tahmine dönüşür.
Ölçmenin maliyeti kararın maliyetinden küçükse ölçün
Pratikte işleyen kural bu. Düğme metnini değiştirmek on dakikalık iş; yayına alıp bakmak, bir test kurmaktan ucuz. Ödeme akışını yeniden kurgulamak haftalar sürer ve geri almak daha da pahalıya gelir, orada bir günlük moderasyonlu oturum ucuz kalır. "Test edelim mi" sorusuna, kararı geri almanın maliyetini hesaplamadan cevap verilmiyor.
Bu hesabın güzel yanı, tartışmayı zevk meselesi olmaktan çıkarması. Kimin sezgisinin daha iyi olduğunu konuşmak yerine, yanılırsak ne kadar iş çöpe gidiyor sorusunu konuşuyorsunuz.
İtirazın haklı olduğu kısım
Sağduyu diyenler bir noktada haklı: bugün bariz görünen kuralların çoğu gerçekten bariz. Yalnızca sonradan bariz oldular. Alanın işi, henüz sağduyu olmamış olanı bulup zamanla sağduyuya çevirmek; yerleşmiş olanı her projede yeniden keşfetmek değil. Bir ekibin olgunluğunu ne kadar araştırma yaptığına bakarak değil, hangi soruları araştırmaya değer bulduğuna bakarak ölçebilirsiniz.
Kaynak