Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Yaratıcılık Rutinleri: Ortamı Değiştirmek mi, Aynı Yerde Kalmak mı?

Ian Fleming'in Rutini ve Yaratıcı Alışkanlıklara Bir İtiraz

Yaratıcılık tavsiyelerinin ikisi çoğu zaman aynı listede yan yana durur: ortamını değiştir, bir de her gün aynı saatte aynı masaya otur. İkisi birden aynı kişi için aynı hafta doğru olamaz. Ian Fleming'in Jamaika'daki evi, hangisinin ne zaman işe yaradığı konusunda oldukça net bir cevap veriyor.

Aynı örnek iki zıt tavsiyeyi birden kanıtlayamaz

Fleming, Bond romanlarını Jamaika'nın kuzey kıyısındaki Goldeneye'da yazdı. Her kış aynı eve gitti, sabahları yazdı, öğleden sonra denize girdi, akşamüstü yazdığına geri döndü. Bunu yıllarca bozmadan sürdürdü.

Bu hikâye genelde "çalışma ortamını çeşitlendir" tavsiyesinin altına kanıt diye konur. Oysa Fleming ortamını çeşitlendirmiyordu. Tek bir ortam seçip onu dokunulmaz ilan etmişti; Londra'daki masasında Bond yazmıyordu. Yani örnek, konduğu yerin değil karşı görüşün kanıtı. Kafede çalışmakla Goldeneye'a gitmek arasındaki fark, değişiklik değil, o mekânın yılda iki ay boyunca tek bir işe ayrılmış olması.

Değişiklik ne zaman işe yarar

Peki ortam değiştirmek tümüyle boş bir tavsiye mi? Değil, ama yeri dar. Kendinize şunu sorun: elinizde hiç fikir yok mu, yoksa fikir var da oturup bitiremiyor musunuz?

Birincisinde yer değiştirmek gerçekten işe yarar. Aynı duvara altı saat bakan bir zihin, aynı çağrışım havuzunu tarar durur; yürüyüşe çıkmak ya da başka bir odaya geçmek o havuzu tazeler. İkincisinde ise yer değiştirmek çoğunlukla erteleme kılığına girmiş oluyor. Bitirilmeyi bekleyen bir metni kafeye taşımak metni bitirmiyor, sadece taşıma işini gündeme yazıyor.

Peki ya ikisini birleştirmek?

En işe yarar kurulum bende hep şu oldu: fikir aşaması gezici, üretim aşaması sabit. Fikirler her yerde toplanır, defterde, telefonda, yürürken. Ama yazma saati ve yazma yeri tartışmaya kapalıdır.

Kıyafet ve diğer geçiş işaretleri

Belirli bir tişört giyince yaratıcı moda geçme fikri yaygın bir tavsiye (bunu biraz abartılı buluyorum). İşleyen şey kumaş değil, tekrarlanan işaretin kendisi. Beyin bir sinyali ancak yeterince tekrar ettikten sonra o işle eşleştiriyor, dolayısıyla aynı işi görecek yüzlerce başka şey var: aynı bardağı doldurmak, aynı parçayı açmak, telefonu görünmeyecek bir çekmeceye koymak.

Üstelik ucuz olanı seçmekte yarar var. Yaratıcılık tişörtü çamaşırdayken yazamayan biri, kendine gereksiz bir kırılganlık kurmuş olur.

Rutini her hafta değiştirirsen o rutin değildir

Kaynak metinlerin çoğunun atladığı sınır burada. Rutinin faydası tekrarla birikir: yeni bir düzen kurduğunuzda önce bir kurulum maliyeti ödersiniz, faydayı ancak tekrar sayısı arttıkça toplarsınız. Aynı yazılarda hem "düzen kur" hem "düzeni sık sık değiştirerek tazele" denmesi bu yüzden ters çalışıyor. Her değişiklik sayacı sıfırlar, siz de sürekli kurulum maliyeti ödeyip faydanın birikmeye başladığı yere hiç varamazsınız.

Pratik karşılığı şu: bir düzeni en az birkaç hafta bozmadan denemeden hakkında hüküm vermeyin. İlk üç günde "bu bana uymadı" demek, aslında henüz uyum aşamasını ölçmüş olur.

Başlarken

  1. Günün hangi saatinde gerçekten üretebildiğinizi bir hafta boyunca not edin. Tahmininiz büyük ihtimalle yanlış çıkacak.
  2. O saat aralığını tek bir işe ayırın ve başka hiçbir şeye açmayın.
  3. Aynı işi hep aynı yerde yapın; ilham arayışını ise o saatin dışına bırakın.

Fleming'in yaptığı da özünde bundan ibaretti. Egzotik olan Jamaika'ydı, yöntem değil.