Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Büyük Yaratıcı Projelerde Zaman Planı ve Sınırları

Yaratıcı Projeyi Aşamalara Bölmek: Nerede İşe Yarar, Nerede Ters Teper

Yaratıcı bir işin planı, ilham geldiğinde ne yapılacağını değil, ilham gelmediğinde ne yapılacağını anlatır. Büyük projeler çoğunlukla burada tökezliyor: takvim dolu görünür, ama kutuların çoğunda "düşün" yazar, çıktı yazmaz. İlhamı takvime yazamazsınız. Yazabileceğiniz tek şey, ilham geciktiğinde elinizde ne kalacağıdır.

Aşamalara bölmek neyi çözer

Projeyi teslim edilebilir aşamalara bölmenin asıl faydası motivasyon değil, bilgi. Her aşamanın sonunda çalışan bir şey kalır ve o şey bir sonraki aşamanın tahminini düzeltecek veriyi verir. Yazılımda bunun adı MVP oluyor, metinde tek başına yayımlanabilir bir bölüm, arayüzde uçtan uca tıklanabilen tek bir akış.

Peki her yaratıcı iş böyle bölünebilir mi? Hayır. Bir aşamayı teslim edilebilir yapan şey sizin onu bitmiş saymanız değil, dışarıdan birinin ondan tek başına fayda görmesi. İlk yarısı okunduğunda hiçbir şey vermeyen bir metnin ilk yarısı aşama değildir, sadece yarıdır. Bu ayrımı yapmadan bölerseniz elinizde bölünmüş bir takvim olur, bölünmüş bir iş değil.

Bölmenin işe yaradığı yerin testi basit: aşama bittiğinde projeyi durdurmak zorunda kalsanız, ortaya çıkan şeyin bir değeri kalır mı? Kalıyorsa aşamadır. Kalmıyorsa isim değişikliğinden ibaret.

Paralel iş boşluğu doldurur, ama bedava değil

Ana proje takılınca yanına ikinci bir iş koymak eski bir taktik, gerçekten de işe yarıyor. Bir şartla: ikinci iş birincisiyle aynı kafayı istemesin. Bir günü iki yaratıcı işe bölmem, çünkü ikisi de aynı dikkati istediğinde gün ikiye bölünmez, iki iş birden yarım kalır. İkinci iş bakım işi olsun, düzenleme, arşiv temizliği, ertelenmiş küçük düzeltmeler. Zihni meşgul etsin, ama aynı kuyudan su çekmesin.

Peki hiç ikinci iş açmasanız ne olur? Bazen en doğrusu bu. Tıkanmanın bir kısmı gerçek bir tıkanma değil, henüz cevabı olmayan bir sorunun sindirilme süresi. O süreyi doldurmak için açılan üçüncü, dördüncü paralel iş, birkaç hafta sonra hepsi yarım duran bir liste bırakıyor. Paralel yol tek bir tane olduğunda faydalı, üç tane olduğunda erteleme.

Kaç parçaya bölmeli

Küçük işleri önce toplayıp temizlemek, sonra büyük hedefe girmek yaygın bir tavsiye ve mantığı sağlam. Fakat "olabildiğince küçük parçalara böl" kısmı sessizce yanlış.

Her parçanın kendi başlangıç maliyeti var: dosyayı açmak, nerede kaldığınızı hatırlamak, bağlamı yeniden kurmak. Diyelim bu maliyet parça başına on beş dakika. İki saatlik bir işi sekiz parçaya bölerseniz sekiz kez on beş dakika, yani tam iki saat, sadece ısınmaya gider. İşin kendisi kadar. Sayılar sizde farklı çıkabilir, yön değişmez: parça sayısı arttıkça sabit maliyet doğrusal büyür, parça başına düşen gerçek iş küçülür.

Dolayısıyla ölçü şu: bir oturuşta bitecek kadar küçük, ısınma maliyetini amorti edecek kadar büyük. Bir parça on beş dakikalık bağlam kurmayı hak etmiyorsa o parça ayrı bir kalem değil, bir başkasının içinde bir satır.

  • Yüksek yaratıcılık isteyen işler: bölünmüş uzun bloklar, günün en iyi saatinde
  • Karmaşık ama yaratıcılık istemeyen işler: takvime yazılır, tahmin edilebilir, toplu halledilir
  • Küçük ve dağınık işler: haftada tek bir oturumda topluca, araya serpiştirilmeden

Planın kendini düzeltmesi

Aşama başına iki sayı tutun: tahmin ve gerçekleşen. Üç dört aşama sonra kendi çarpanınızı görürsünüz, ki bu tek başına çoğu proje yönetimi tavsiyesinden daha fazla iş görür.

Peki tahminleriniz her seferinde ikiye katlanıyorsa? O zaman sorun tahmin becerisinde değil, aşama tanımında. Sürekli taşan aşama genelde içinde henüz cevabı bilinmeyen bir soru saklıyordur, yani aslında iki iştir: önce sorunun cevabını bulmak, sonra uygulamak. İkisini tek kutuya koyduğunuz sürece takvim değil, tahmininiz kırılmaya devam eder.