Etnografi Nedir? UX Araştırmasında Ne İşe Yarar
Etnografi, bir topluluğu kendi ortamında, uzun süre ve olabildiğince az müdahaleyle izleme yöntemidir. Antropolojiden geliyor, kullanıcı araştırmasına da oradan geçti, ama geçerken çoğu şeyini yolda bıraktı. Bugün UX literatüründe "etnografik çalışma" diye anlatılan işlerin büyük kısmı aylarca sahada kalmayı değil, birkaç saatlik bir ev ya da ofis ziyaretini kastediyor.
Yöntemin aslı ne söyler
Etnografinin kuralları katıdır. Araştırmacı topluluğun yaşadığı yere gider, orada kalır, gördüğünü olduğu gibi yazar ve kendi varlığının ortamı ne kadar değiştirdiğini de nota geçer. Ölçmez, yorumlar. Sayı üretmediği için "kullanıcıların yüzde kaçı" sorusuna cevap vermez; veremez de.
Buradaki uzun süre lafı süs değil. İnsanlar izlendiklerini bildikleri ilk saatlerde farklı davranır, alışkanlık ancak gözlemci mobilyaya dönüştükten sonra ortaya çıkar. Klasik saha çalışmalarının haftalarla, aylarla ölçülmesinin sebebi bu.
Söylenen ile yapılan
Yöntemin kullanıcı araştırmasına kazandırdığı asıl fikir tek cümleyle özetlenebilir: insanın kendi davranışı hakkında verdiği bilgi güvenilmezdir. Ankette "fiyat karşılaştırırım" diyen kişi kasada ilk gördüğünü alır. Odak grubunda ürünü savunan kişi kutusunu evde hiç açmamıştır. Anlatı hatırlanmış ve düzeltilmiş bir versiyondur, gözlem ise ham.
Bu yüzden etnografi ankete alternatif değil, düzeltici. Anketin yerine geçmez; anketin nerede yalan söylediğini gösterir.
Soru sorulduğu anda gözlem bozulur
Etnografik süreci anlatan metinlerin neredeyse hepsi, adım listesinin ortasına "gerektiğinde soru sorarak içgörüleri derinleştirin" diye bir madde koyar. Bu madde yöntemin kendi gerekçesiyle çelişir. Soru sorulduğu anda kullanıcı gözlemlenen olmaktan çıkıp anlatan olur, yani az önce güvenilmez dediğimiz kaynağa geri dönülür.
Soru tümden yasak değil elbette. Ama sorulacaksa zamanı ve biçimi belli olmalı: gözlem bittikten sonra ve "neden böyle yaptınız" yerine "az önce ne oldu" kalıbıyla. Niyet sorusu gerekçe uydurtur, olay sorusu hatırlatır. İkisi arasındaki fark, elde ettiğiniz verinin gözlem mi yoksa kılık değiştirmiş anket mi olduğunu belirler.
Gizli gözlem ile onay aynı listede duramaz
Bir başka çelişki daha yaygın. Önce "gizli gözlem yapın, doğal akışı bozmayın" denir, birkaç satır sonra "katılımcıları bilgilendirin, gizliliklerini koruyun" diye bir etik maddesi gelir. İkisi aynı anda mümkün değil. Katılımcı izlendiğini biliyorsa gözlem gizli değildir, bilmiyorsa ortada onay yoktur.
Pratikte doğru taraf bellidir: onay alınır, gözlemci etkisi kabullenilir ve etkinin ilk yarım saatte en yüksek olduğu varsayılarak o bölüm veriden düşülür. Gizliliği savunanların dayandığı "saf veri" fikri zaten ulaşılabilir değil. Araştırmacı odadaysa ortam değişmiştir.
UX'te yapılanın adı çoğu zaman etnografi değil
Bir ürün ekibinin takvimi de bütçesi de aylarca saha çalışmasına yetmez. Yetmediği için iki saatlik ziyaretlere etnografi deniyor. Bunun daha doğru adı bağlamsal inceleme: kullanıcının kendi masasında, kendi verisiyle, kendi işini yaparken izlenmesi. Etnografiden aldığı tek miras ortamdır. Süre yoktur, kültürel derinlik yoktur, araştırmacının kendini de veri sayması yoktur.
Adı doğru konunca beklenti de doğru kurulur. Bağlamsal inceleme bir arayüzün nerede tıkandığını gösterir, bir kullanıcı grubunun neden öyle yaşadığını göstermez. Bir ekranın hangi adımda insanı kaybettiğini anlamak için üç kullanıcıyı kendi bilgisayarında yarım saat izlemeyi, aynı üç kişiyle bir saat konuşmaya her zaman tercih ederim; konuşmada anlatılan akış ile ekranda gerçekleşen akış nadiren aynı çıkıyor.
Gerçek etnografiye ihtiyaç duyulan yer başka: ürünün hiç bilinmeyen bir bağlama girdiği, kullanıcının kim olduğunun bile net olmadığı durumlar. Var olan bir formu iyileştirmek için o kadar ağır bir yönteme gerek yok.
Kaynak