Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Kullanıcı Deneyiminde Etik: Tasarımcı Nerede Sıkışır

UX Etiği: Duyarsızlaşma, Karanlık Desenler ve Ekip Sınırları

Etik, kullanıcı deneyimi tasarımında soyut bir başlık gibi durur; pratikte çok somut yerlerde karşınıza çıkar. Hangi veriyi topladığınız, iptal akışını kaç adıma yaydığınız, teslim tarihi sıkışınca listeden neyi çıkardığınız. Bu kararların çoğu ilke tartışmalarında değil, sıradan bir sprintin ortasında verilir.

Etik burada neyi kapsıyor

Kullanıcı deneyiminde etik dendiğinde kastedilen dört şey var: topladığınız veriyle sınırlı kalmak, kullanıcıyı istemediği bir eyleme itmemek, ne yapıldığını görünür tutmak ve sonucun sorumluluğunu üstlenmek. İlk üçü tasarım kararı. Dördüncüsü kurum kararı, ve bir tasarım ekibi onu tek başına taşıyamaz.

Bu ayrımı baştan yapmak işe yarıyor, çünkü ekipler çoğu zaman kendi elindeki üç maddeyi de yönetim desteği yok diye bırakıyor.

Duyarsızlaşma yavaş gelir

Etik açıdan sorunlu bir uygulamanın ilk kez önerildiği toplantıyı herkes hatırlar. İkincisini kimse hatırlamaz. Aynı ortamda yeterince uzun kalan bir tasarımcı, başlangıçta itiraz ettiği şeyi bir süre sonra olağan karşılar. Buna etik duyarsızlaşma deniyor ve kişisel bir zaaf değil, ortamın ürünü.

Göstergesi basit: bir kararı ekip dışından birine anlatırken cümleyi yumuşatma ihtiyacı duyuyorsanız kayma çoktan başlamıştır.

Karanlık deseni ölçmek

Karanlık desen (dark pattern) tartışması genelde niyet üzerinden yürür. Tasarımcı kullanıcıyı yanıltmak istedi mi? Bu soru bir yere varmaz, çünkü kimse istediğini söylemez. Ben bunu niyete bağlamam, simetriye bakarım.

Kayıt olmak üç tıksa iptal de üç tık olmalı. Bir veri paylaşımı tek anahtarla açılıyorsa tek anahtarla kapanmalı. İki akışın adımlarını sayarsınız, aradaki fark arayüzün kullanıcıdan ne beklediğini açık eder. Bu ölçüt her sorunu yakalamaz; yakaladığı yerde tartışmayı bitirir, çünkü sayılabilir bir şeyden söz edilmektedir.

Umut ve korku

Sınırın dışına iten iki motivasyon var: kazanma beklentisi ve kaybetme korkusu. Bunlardan ikincisi daha çok hasar veriyor. Kazanç beklentisiyle alınan kararlar genelde açıkça tartışılır, birileri itiraz eder. Korkuyla alınanlar ise hiç gündeme gelmez; kimse ekip toplantısında bu işi kaybetmekten korktuğu için araştırmayı atladığını söylemez, gerekçe olarak zaman darlığı yazılır.

Bu yüzden takvim baskısının konuşulduğu toplantı, aslında etiğin de konuşulduğu toplantıdır.

Sınırı baskı gelmeden çizmek

Baskı anında ilke tartışması yapılmaz, o anda herkes teslimata bakar. İşe yarayan tek yöntem, sakin bir zamanda birkaç maddeyi yazılı olarak sabitlemek:

  • hangi veri alanlarının hiç toplanmayacağı,
  • silme ve iptal akışının kayıt akışından uzun olamayacağı,
  • varsayılan olarak işaretli gelmeyecek onay kutuları,
  • takvim daraldığında ilk elden çıkarılacak işler ve o listede kesinlikle bulunmayanlar.

Yazılı olmasının faydası hatırlatma değil. Baskı geldiğinde tartışmayı kişisel olmaktan çıkarır: itiraz eden kişi kendi vicdanını değil, ekibin daha önce birlikte yazdığı bir maddeyi savunur. Aradaki fark, o toplantıdan sonra kimin yorulduğunda görülüyor.