Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Mobil Tasarımda Sosyal Medya: Hangi Bağlantı Nereye Konur

Mobil Arayüzde Paylaşım Butonu ve Sosyal Bağlantı Düzeni

Mobil arayüzde sosyal medya entegrasyonu çoğu zaman "ikonları ekle, geç" işine indirgeniyor. Asıl mesele hangi ağın logosunu koyduğunuz değil, o logonun ekranın en değerli şeridinde yer kaplamaya değip değmediği. Paylaşma isteği kullanıcıda zaten var; sizin işiniz aradaki fazla dokunuşları kaldırmak.

Paylaş butonu mu, sistemin paylaşım ekranı mı?

Sayfaya üç beş ağın logosunu dizen hazır paylaşım araçları, kullanıcının telefonunda hangi uygulamaların kurulu olduğunu bilmez. Tarayıcının navigator.share çağrısı bilir. Tek dokunuşta işletim sisteminin kendi paylaşım ekranı açılır, listede kişinin gerçekten kullandığı uygulamalar çıkar, üstelik sayfaya fazladan bir izleme betiği yüklemezsiniz.

İki koşulu var: HTTPS ve gerçek bir kullanıcı dokunuşu. Sayfa açılır açılmaz kendiliğinden tetikleyemezsiniz. Masaüstü tarayıcılarda destek hâlâ düzensiz, o yüzden navigator.share tanımsızsa bağlantıyı panoya kopyalayan bir yedek bırakın. Birkaç satırlık iş.

Alt şeritte kaç ikon sığar?

Mobil sabit menü fikri işe yarıyor, ama aritmetiği acımasız. Yaygın telefon genişliği 360dp civarında; dokunma hedefi için Material 48dp, Apple 44pt alt sınır koyuyor. Kenardan kenara, hiç boşluk bırakmadan dizseniz yedi buçuk yuva çıkar. Kenar payı ve ikonlar arası nefes alanıyla birlikte gerçekte dört, bilemedin beş.

Dört yuvaya Facebook, Instagram, X, LinkedIn, Pinterest, WhatsApp, harita ve telefon sığmaz. Seçeceksiniz. Sorulacak soru şu: bu şeride basan kullanıcı ne yapmak istiyor? Ara, yol tarifi al, sepete dön, yaz. Sosyal hesap ikonu bu sıralamanın neresinde?

Ürün sayfasının alt şeridine sosyal medya ikonu koymam. Orada duran her ikon, ödeme adımına iki dokunuş kalmış kullanıcıya sonsuz kaydırmalı bir akışın kapısını açar. Sosyal hesaplar altbilgide ya da iletişim sayfasında dursun; oraya bakan kullanıcı zaten sizi tanımak için bakıyordur.

Hesabı açmak yetmiyor

Marka hesaplarını açmak, işletme kaydını Google Haritalar'da güncel tutmak, çalışma saatlerini doğru yazmak: bunlar tartışmasız. Tartışmalı olan, açtıktan sonrası. Peki ya son gönderisi iki yıl önce atılmış bir hesaba menüden bağlantı vermek? O bağlantı kullanıcıya bir şey anlatıyor, sadece anlattığı şey hoşunuza gitmiyor. Ölü hesabı listeden çıkarmak, canlandırıyormuş gibi yapmaktan dürüst.

Kullanıcıya içerik ürettirmek

Markayı etiketleyen müşteriye indirim vermek eski ama hâlâ çalışan bir yöntem, çünkü karşılığında aldığınız şey reklam değil referans. Çekiliş ve kampanya kurgularında mevzuata bakın; izin gerektiren biçimler var.

"Bizi üç platformda takip edin, ekstra indirim kazanın" kurgusu ise sanıldığı kadar iş görmüyor. Aynı kişi üç kez takip ettiğinde erişiminiz üçe katlanmaz, yalnızca takipçi sayınız katlanır. Bunun tek gerçek faydası sigorta: bir platform algoritmasını değiştirdiğinde ya da hesabınızı askıya aldığında aynı kitleye başka bir kapıdan ulaşırsınız. Amacınız buysa doğru karar. Kitleyi büyüttüğünüzü sanıyorsanız, sayıyı kendinize ölçüyorsunuz.

Anlık olmak nedir, ne değildir

Sosyal kanaldan gelen soruya hızlı dönmek fark yaratır. Fakat "anlık iletişim" sözünü arayüze taşımadan önce şunu hesaplayın: mesajı kim, hangi saatte görecek? Cevapsız kalacak bir kanalı ekranın en görünür yerine koymak, o kanalı hiç koymamaktan kötü sonuç verir. Mesai dışında dürüst bir karşılama mesajı ve gerçekçi bir dönüş süresi yazmak, boş boş bekleyen sohbet balonundan iyidir.