Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Öğrenme Deneyimi Tasarımında UX: Neyin Etkisi Ölçülmüş, Neyin Süs

LXD'de UX Kararları: Yakınlık, Ses ve Dikkat

Eğitim içeriğindeki UX kararları çoğu zaman zevk meselesi gibi tartışılır: avatar koyalım mı, araya espri sıkıştıralım mı, ekrandaki metni bir de seslendirelim mi. Oysa bu kararların bir kısmının öğrenme üzerindeki etkisi kırk yıldır ölçülüyor ve sonuçlar sezgiye sık sık ters düşüyor. Ekrana daha çok şey koymak, çoğu durumda öğreneni yavaşlatıyor.

Görseli açıklamasından ayırmak öğrenene fazladan iş çıkarır

Şemayı sayfanın üstüne, etiketlerin açıklamasını altına numaralı liste olarak koymak yaygın bir alışkanlık. Okuyan kişi her maddede gözünü şemaya geri götürmek, doğru noktayı yeniden bulmak ve bu sırada okuduğunu aklında tutmak zorunda kalır. Bu ek yükün adı var: Mayer'in çoklu ortam çalışmalarında uzamsal yakınlık ilkesi diye geçiyor. Açıklamayı ilgili olduğu görsel öğenin dibine yerleştirmek, tek satır metin yazmadan işi kolaylaştırır.

Aynısı zaman için de geçerli. Animasyonu önce oynatıp anlatımı sonra vermek yerine ikisini üst üste bindirin. Ayrı verildiğinde öğrenen, iki ayrı temsili kafasında eşleştirmek için o kısıtlı çalışma belleğinden harcar.

Ekranda yazan metni bir de sesli okutmayın

Görsel varken, anlatımın birebir aynısını ekrana yazmak öğrenmeyi düşürüyor. Kulak ve göz aynı bilgiyi taşıdığında beyin ikisini eşleştirmeye çalışıyor ve görsele ayıracak kapasite kalmıyor. Kural mutlak değil: ortada işlenecek bir görsel yoksa, ya da ekrandaki metin cümle değil birkaç anahtar kelimeyse zarar ortadan kalkıyor.

Bu bulgu altyazıya karşı bir argüman olarak kullanılıyor, o da yanlış. Altyazı öğrenme tasarımı kararı değil erişilebilirlik gereği; doğru çözüm onu kaldırmak değil, açılıp kapanabilir yapmak.

Avatar isteğe bağlı, ses tonu değil

Sosyal öğe önerisi genelde şöyle sıralanır: gerçekçi bir avatar koy, bütçen yetmiyorsa hiç olmazsa sıcak bir anlatım tuttur. Sıralama ters. Konuşmacının görüntüsünü ekrana eklemenin öğrenme çıktısına katkısı araştırmalarda tutarlı çıkmıyor. Buna karşılık anlatımın resmi üçüncü tekil yerine "siz" diye kurulması ve makine sesi yerine insan sesi kullanılması ölçülebilir fark yaratıyor. Yani ucuz sanılan çözüm asıl işi yapan, pahalı olan süs.

Metin seslendirme motorlarının son birkaç yılda geldiği yer bu farkı daraltıyor olabilir. Ama bunu varsaymak yerine kendi kitlenizde iki versiyonu deneyin; anlatıcı sesi, tek bir kaydı değiştirerek test edilebilecek en ucuz değişkenlerden biri.

Espriden kaçınma gerekçesi çeviri değil, dikkat

Espri riskini kültürel yanlış anlaşılmaya bağlamak eksik bir açıklama, çünkü espri anlaşıldığında da bir bedeli oluyor. Konuyla ilgisiz ama ilginç ayrıntılar, hedef kitlenin tamamı onları anladığı durumlarda bile hatırlamayı düşürüyor. Literatürde baştan çıkarıcı ayrıntı etkisi deniyor. Dikkat bir kez konudan ayrıldığında geri dönmesi zaman alıyor ve öğrenen genelde en canlı kısmı hatırlayıp asıl noktayı unutuyor.

Bu, içeriğin kuru olması gerektiği anlamına gelmez. Konunun kendi içinden çıkan bir örnek, kötü sonuçlanmış gerçek bir vaka ya da tipik bir hata anlatımı aynı canlılığı sağlar, üstelik dikkati hedefe doğru çeker. Ayırt edici soru şu: anlattığınız şeyi çıkardığınızda içerikten bir şey eksiliyor mu? Eksilmiyorsa o kısım süstür.

Başlıkları arama motoruna göre yazmak öğreneni yavaşlatır

Eğitim içeriğinde başlıklar iki işi aynı anda yapmaya zorlanır: aramada bulunmak ve materyalin içinde yön göstermek. Bu ikisi aynı yöne çekmiyor. "Öğrenme deneyimi tasarımı nedir?" tipinde bir başlık arama sorgusuna benzer, ama modülün ortasına gelmiş ve aradığı adımı tarayan birine hiçbir şey söylemez. "Videoyu üç dakikalık bölümlere ayırın" ise arama hacmi olmayan, buna karşılık gözle taranırken işe yarayan bir başlıktır.

Karar aslında basit. Dışarıdan trafik alması beklenen giriş sayfalarında soru biçimli başlık makul. Kayıtlı öğrencinin içinde ilerlediği modüllerde başlık eylem söylemeli. Tek bir sayfada ikisini birden kovalamak genelde ikisini de kaybettirir.

Kaynaklar