Konu Başlıkları
Yükleniyor...

Google ve UX: Hangi Kullanıcı Sinyali Gerçekten Sıralamaya Giriyor

SEO ve Kullanıcı Deneyimi: Sinyaller, Eşikler ve Yerleşmiş Yanlışlar

Google'ın sıralama mantığı, anahtar kelime saymaktan kullanıcının aradığını bulup bulmadığını ölçmeye kaydı. SEO bu yüzden teknik bir iş olmaktan çıkmadı, ölçülen şey değişti. Ama “kullanıcı deneyimi sıralamayı belirler” cümlesi, pratikte sanıldığından çok daha dar bir alanı kapsıyor.

Kullanıcıya kayan on beş yıl

2010'da Google Instant, siz yazarken sonuç listesini güncelleyerek arama süresini kısaltmayı denedi. 2017'de sessizce kaldırıldı, çünkü aramaların çoğunluğu mobile geçmişti ve küçük ekranda her tuşta yenilenen bir liste kolaylık değil gürültüydü. 2011'deki tazelik güncellemesi yeni içeriği öne aldı. 2012'deki sayfa düzeni güncellemesi, ilk ekranı reklamla dolduran siteleri geriye itti.

Üçünün ortak noktası şu: Google, sayfanın metnine bakarak çıkaramadığı bir şeyi, kullanıcının ekranda gördüğü şeyden çıkarmaya başladı. Reklam yoğunluğu metinde görünmez, yerleşimde görünür.

“Kullanıcı davranışı” derken kimin verisi

SEO metinlerinde en sık tekrarlanan cümle, sitede kalma süresinin ve hemen çıkma oranının sıralamayı belirlediğidir. Google Analytics verisinin sıralamada kullanılmadığını Google defalarca söyledi, ve bunun teknik bir sebebi var: sitelerin büyük kısmında Analytics kurulu değil, dolayısıyla böyle bir sinyal tüm web'de karşılaştırılabilir olmazdı.

Google'ın tıklama ve etkileşim verisini sıralama sistemlerinde kullandığı ise 2023'teki ABD antitröst davasında sunulan ifadelerle daha görünür hale geldi. Ama o veri arama sonuç sayfasında oluşuyor: hangi sonuca tıklandı, kullanıcı listeye geri döndü mü, dönüp bir alttakine mi girdi. Sitenizin kendi oturum süresi oraya girmiyor.

Pratik sonucu, hemen çıkma oranını düşürmek için sayfayı bölmek gibi hilelerin yanlış hedefi vurmasıdır. Doğru hedef, kullanıcının sonuç listesine geri dönme ihtiyacını ortadan kaldırmak.

Hız sürekli bir puan değil, bir eşik

Core Web Vitals'ın üç metriği var ve üçünün de “iyi” sınırı sabit: LCP için 2,5 saniye, CLS için 0,1, INP için 200 milisaniye (INP, 2024 Mart'ında FID'in yerini aldı). Bu bir yüzlük not değil, geçtiniz ya da geçmediniz sorusu.

Yani sayfayı 2,4 saniyeden 1,2 saniyeye indirmek bu sinyal açısından hiçbir şey kazandırmaz, 2,6'dan 2,4'e indirmek ise durumu tersine çevirir. Bütçenizi eşiğin yanlış tarafında duran sayfalara ayırın, zaten geçen sayfaları cilalamaya değil. Ölçümü de sahadan yapın, yani gerçek Chrome kullanıcılarından toplanan CrUX verisinden; laboratuvar testinin verdiği yüz üzerinden puanla saha verisi düzenli olarak farklı çıkar, çünkü test aracınızın ağı sizin ziyaretçinizin ağı değil.

Google'ın kendi ifadesiyle sayfa deneyimi, alaka düzeyi benzer sayfalar arasında ayrım yapan bir sinyal. Kötü bir içeriği hızlandırmak onu birinci sıraya taşımıyor.

Tazelik her sorguda çalışmaz

Tazelik güncellemesi tüm aramalara aynı şekilde uygulanmıyor. Bir haber ya da “iphone 17 çıkış tarihi” sorgusunda son günler belirleyici. “Kelebek etkisi nedir” sorgusunda 2013 tarihli bir sayfa hâlâ birinci sırada oturabilir, çünkü o soru için yeni olmak bir avantaj değil.

Bu ayrımı gözden kaçıran siteler arşivi toplu halde yeniden tarihliyor, içerikte tek kelime değiştirmeden. Sorgu tazelik istemiyorsa kazanç yok; istiyorsa da tarih alanı değil, güncellenen bilgi işe yarıyor.

Anahtar kelimeden niyete

Anahtar kelime yoğunluğunu bir hedef sayı olarak takip etmenin karşılığı uzun süre önce bitti. Bugünkü sistemler eş anlamlıları, soru kalıplarını ve bağlamı eşleştiriyor; aynı kelimeyi metne serpiştirmek fayda getirmediği gibi, cümleleri bozduğu için kullanıcı tarafında zarar veriyor.

Yerine bakılacak yer, sorgunun arkasındaki niyet. “Fiyat” arayan kullanıcı karşılaştırma tablosu bekler, “nasıl kurulur” arayan sıralı adımlar. Aynı konuda iki farklı niyeti tek sayfaya sıkıştırmak, ikisini de yarım bırakır.

Kaynaklar