Açık Kullanıcı İnovasyonu: Kim Paylaşır, Karşılığında Ne Kaybeder
Kullanıcıların kendi geliştirdikleri çözümleri karşılıksız paylaşması, inovasyon literatürünün en çok romantikleştirilen konusu. Genelde şöyle anlatılır: insanlar iyilik olsun diye paylaşır, topluluk büyür, herkes kazanır. Gerçekte paylaşım çoğu zaman bir tercih değil, geriye kalan tek uygulanabilir seçenek. Ve bedeli var.
Kullanıcı inovasyonu ile açık inovasyon karıştırılıyor
İki kavram sürekli yan yana yazıldığı için aynı şeyin iki adı sanılıyor. Değiller. Açık inovasyon kurumun bakış açısıdır: şirket, kendi laboratuvarının dışından fikir, lisans ya da teknoloji alır. Kaynak üniversite olabilir, bir girişim olabilir, tedarikçi olabilir. Kullanıcı inovasyonu ise tam tersi yönden gelir. Ürünü günlük olarak kullanan biri, karşılaştığı bir sorunu kendi çözer ve çözüm ortada durur.
Fark akademik değil, pratik. Açık inovasyonda fikrin bir sahibi ve bir fiyatı vardır, müzakere edilir. Kullanıcı inovasyonunda genellikle ikisi de yoktur. Bir forum başlığında duran, kimsenin sahiplenmediği bir çözüm, hukuken de ticari olarak da bambaşka bir nesnedir. Bu ikisini aynı süreçle yönetmeye çalışan ekiplerin tıkanma noktası hep aynı yerde çıkıyor: kimin neyi verdiğini kimse yazılı hale getirmemiş oluyor.
Paylaşmanın nedeni iyilik değil
Kaynaklarda dolaşan motivasyon listeleri genelde toplumsal katkıyla başlar. Sıralamayı ters çevirmek daha doğru görünüyor.
En güçlü neden itibar. Bir çözümü açıkta paylaşan kişi, o alanda ne bildiğini kanıtlanabilir biçimde göstermiş olur. Bu, iş bulmaktan konuşmacı davet edilmeye kadar somut karşılıkları olan bir yatırım. İkinci neden, çözümün paylaşılmadığında işe yaramaz olması. Bir eklenti, bir yama, bir şablon; çevresinde onu kullanan başkaları yoksa bakımı da tek kişinin sırtında kalır ve birkaç sürüm sonra ölür. Paylaşım burada fedakârlık değil, bakım maliyetini dağıtma yöntemi.
Üçüncü sırada patent gerekçesi geliyor ve kaynak metinlerde çoğunlukla yanlış kuruluyor. "Patent pahalı ve yavaş olduğu için insanlar paylaşmayı seçer" cümlesi, paylaşmayı ucuz bir alternatif gibi gösteriyor. Oysa açık paylaşım patentin ucuz sürümü değil, patent seçeneğinin kapanması. Bir buluş kamuya açıklandığı anda yenilik niteliğini kaybetmeye başlar; mevzuatların bir kısmı buluş sahibine kısa bir süre tanır, o süre dolduğunda kapı geri açılmaz. Yani bu bir maliyet kararı değil, tek yönlü bir kapı. Paylaşmadan önce sorulacak soru "patent almaya değer mi" değil, "bu çözümü ileride hiç ticarileştirmeyeceğimden emin miyim" olmalı.
LEGO Ideas'ın asıl işi fikir toplamak değil
Kullanıcı inovasyonu anlatılırken en sık verilen örnek LEGO Ideas. Kullanıcılar kendi set tasarımlarını yükler, diğer kullanıcılar destekler, 10.000 desteğe ulaşan tasarım LEGO'nun değerlendirme kuruluna girer, çok küçük bir kısmı raflara çıkar.
Örnek genelde "bakın kalabalık ne kadar yaratıcı" diye anlatılıyor. Platformun yaptığı iş buysa oldukça verimsiz bir yöntem, çünkü yüklenen tasarımların ezici çoğunluğu eşiği hiç görmüyor, eşiği geçenlerin de küçük bir bölümü üretime geçiyor. Platformun gerçek katkısı toplamak değil elemek. LEGO'ya bir fikir havuzu sağlamıyor, fikirlerin hangisinin talep gördüğünü daha ilk günden ölçülebilir hale getiriyor. 10.000 destek, tasarımın iyi olduğunu değil, o tasarım için para verecek bir kitlenin bulunduğunu gösteren erken bir sinyal.
Bu ayrımı yapmadan aynı modeli kopyalayan şirketlerin başına gelen de bu: fikir kutusu kuruluyor, kutu doluyor, hiçbiri değerlendirilemiyor. Toplama tarafı ucuz, eleme tarafı pahalı olan taraf.
Topluluk katkısını ürüne alırken
Kullanıcı katkısını ciddiye alan bir ürün ekibi için işin zor kısmı katkıyı toplamak değil, hangisinin ürüne gireceğine karar vermek.
Topluluk oylamasını yol haritasına doğrudan bağlamam. Oylamada kazanan istek neredeyse her zaman en çok kullanıcının anladığı istektir, en çok değer üreten değil. Sessiz kalan kullanıcı grubu genelde ürünü en yoğun kullanan grup oluyor ve oy vermek yerine sorunu kendi çözüp yoluna devam ediyor. Oylamayı bir girdi olarak okumak faydalı, karar mekanizması yerine koymak değil.
İkinci nokta katkının teknik maliyeti. Kullanıcıdan gelen bir çözüm, geldiği anda bedava görünür; oysa çekirdek ürüne alındığı andan itibaren geriye dönük uyumluluk sözü verilmiş olur. Bir kullanıcı yaması, ürünün gelecek beş sürümü boyunca kırılmaması gereken bir yüzeye dönüşür. Bu yüzden dışarıdan gelen katkıyı çekirdeğe gömmek yerine eklenti sınırında tutan mimariler daha uzun ömürlü oluyor. Katkı kapısını açmadan önce o sınırın nerede olduğunu tanımlamak gerekiyor, sonrasında değil.
Üçüncüsü, katkı verenin görünürlüğü. Ödül, rozet, seviye gibi düzeneklerin çoğu birkaç ay sonra sönümleniyor. Kalıcı olan tek karşılık, katkının nereye gittiğinin görülebilmesi. Sürüm notunda adı geçen kişi bir daha katkı veriyor, adı geçmeyen vermiyor.
Kaynaklar