Nesnelerle Kurulan Duygusal Bağ ve Ürün Tarafındaki Karşılığı
Bir eşyanın değeri malzemesinde değil, ona ne yüklediğimizde saklı. Aynı kalem birinde ilk iş gününün hatırası, diğerinde masada duran sıradan bir plastik. Bu ayrımın nasıl oluştuğu ürün tarafında çalışan herkesi ilgilendiriyor, çünkü kullanıcıyı tutan şey özellik listesi değil, o listenin ürettiği anlam.
Anlam nesnenin içinde durmuyor
Bir şeyi seçerken teknik özellikleri karşılaştırdığımızı sanırız. Karar çoğunlukla daha önce yaşanmış bir şeyin devamı olarak verilir: kime ait olduğu, hangi anda hayatımıza girdiği, çevremizin ona ne kadar değer verdiği. Hediye edilen bir objenin birebir aynısını kendimiz satın aldığımızda aynı hissi vermemesinin sebebi bu. Nesne aynı, bağlam değil.
Ürün tarafında bunun karşılığı net. Kullanıcının uygulamanızda biriktirdiği şey, o uygulamayı taşınabilir kılan şeydir. Kendi notu, kendi listesi, kendi geçmişi. Boş bir hesabı silmek kolaydır; üç yıllık kaydı olan hesabı silmek insana bir şey kaybettirir. Bu yüzden bağ kurmak isteyen bir üründe ilk yatırım animasyona değil, kullanıcının kendi verisini biriktirip geri bulabilmesine yapılır.
Bağ ilk temasta değil, tekrarda kuruluyor
Çocuklukta alınan bir oyuncak yıllar sonra hâlâ bir şey hissettiriyorsa, bunun sebebi oyuncağın iyi tasarlanmış olması değil, yüzlerce kez elde tutulmuş olmasıdır. Tekrar, anlamı biriktirir.
Buradan çıkan sonuç, onboarding etrafındaki yaygın beklentiyi ters çevirir. İlk beş dakikada duygusal bağ kurulmaz, ilk beş dakikada sadece engel kaldırılır. Bağ dördüncü, onuncu kullanımda görünür hale gelir. Bir ürüne bağlanmayı ölçmek için memnuniyet anketine değil, dördüncü haftadaki geri dönüş oranına bakarım; birincisi o anki beğeniyi ölçer, ikincisi alışkanlığa dönüşüp dönüşmediğini gösterir ve yanıltması çok daha zordur.
Dikkat sınırlı bir bütçe
Psikoloji literatüründe psikik enerji denen kavram basit bir kısıt anlatıyor: aynı anda az sayıda şeye gerçekten dikkat edebiliriz, gerisi alışkanlığa düşer. Kullandığınız uygulamanın giriş ekranını hatırlamamanız kusur değil, tasarımın amacına ulaşmasıdır.
Bu kısıt kabul edilince, aynı metinlerde sık rastlanan bir tavsiye kendi kendini yiyor. Bir yanda dikkatin sınırlı olduğu söyleniyor, öbür yanda her ekranda kullanıcıyı duygulandıracak bir an yaratmak öneriliyor. İkisi birden doğru olamaz. Her şey öne çıkarıldığında hiçbir şey öne çıkmaz; kullanıcının bir üründen aklında kalan an sayısı bir elin parmaklarını nadiren geçer.
O halde seçin. Ürününüzde kullanıcının gerçekten bir şey kazandığı anı bulun, genelde tek bir yerdir: ilk kaydın tamamlandığı an, raporun ilk kez doğru çıktığı an, aylardır aranan kaydın bulunduğu an. Bütçeyi oraya harcayın, kalan ekranları sakin bırakın.
Pratikte ne yapılır
Üç şey işe yarıyor, gerisi çoğunlukla süs:
- Kullanıcının verisini görünür kılın. Ne kadar birikmiş, ne zaman eklenmiş, nereden geldiği belli olsun.
- Kayıp ihtimalini ciddiye alın. Yanlışlıkla silinen bir kaydın geri gelmesi, en iyi tebrik ekranından daha fazla güven üretir.
- Tekrarlanan işi kısaltın. Her gün yapılan işlem üç tıktan bire indiğinde, kullanıcı bunu size bağlar.
Duygusal bağ bir özellik değil, tutarlılığın yan ürünü. Aynı işi aynı şekilde, uzun süre doğru yapan bir ürün zamanla kişisel bir şeye dönüşür; bunu hızlandırmanın kestirme yolu yok.